2
yorum

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Güneş Sistemi’ni Keşfetmek Üzerine!

Bizim neslin çocukluğuna rastlayan en talihli olay, o sıralar gazetelerin büyük bir hırsla dağıttıkları ansiklopediler olsa gerek.. Görselliği ve içerdiği konular nedeniyle senelerce elimden düşmeyen Junior Larousse’un ‘Büyük Patlama’dan başlayıp evrenin tarihini baştan sona anlatışı hala zihnimde canlı.. Bir de o seriyle birlikte Milliyet’in verdiği Thema Larousse vardı ki, bana kalırsa yayınlanmış en kaliteli ve en özgün ansiklopediydi. Her sayısı çeşitli bilim-kültür-sanat temalarına ayrılmıştı ve 2. sayısında ‘Astronomi’ teması yer alıyordu.. Hala elimin altında bulunan bu cildin astronomi bölümü işte bütün herşeyin sorumlusu..

 

THEMA-LAROUSSE-TEMATIK-ANSIKLOPEDI-6-CILT-TKM__17010133_0

 

Ansiklopedide, baştan sona tüm astronomi konularının o zamanlar anlamamın mümkün olmadığı, oldukça  ileri seviye bir dille anlatıldığı yazılar muhteşem görsellikte fotoğraflar eşliğinde sunuluyordu. Ansiklopedideki o bölümde, zamanında beni en çok etkileyen üç fotoğraftan yola çıkıp bugüne yönelik bir ‘projeksiyon’ yapmak istedim..

 

Bunlardan birincisi Mars’a gönderilen ilk yüzeye iniş görevlerden biri olan Viking 2’nin elde ettiği, Mars yüzeyinin ilk renkli fotoğrafı.. Kıpkızıl rengi ve etrafta irili ufaklı kayalar ile ufka uzanan arazi, benim için tam anlamıyla ‘Dünya-dışı’ bir görüntüydü ve bu fotoğrafı sayısız kere not defterlerime kopya etmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Bildiğim Dünya’ya ait olmayan bu fotoğraf karesi bana ‘keşfetmenin’ en muhteşem ifadesi gibi geliyordu.

 

mars

Viking 2 görevinin  elde ettiği Mars’ın ilk renkli yüzey görüntüsü (Telif hakkı: NASA / JPL)

 

İkinci fotoğraf Venüs yüzeyine inen Venera sondasının hayatta kalabildiği yaklaşık iki saatlik sürede Dünya’ya göndermeyi başarabildiği yüzey fotoğrafı. Aşağıdaki haliyle gördüğüm fotoğraf benim için senelerce keşfedilmeyi bekleyen bir sır gibiydi, çünkü fotoğrafın alt kısmındaki tırtıklı metalik yüzeyden tutun, fotoğrafın neden eğrisel olduğuna kadar anlayamadığım bir sürü şeyle doluydu.. Fotoğrafta görülen yüzeyin yapısı da ayrıca garipti.. Yüzlerce derece sıcaklıktaki havanın etkisiyle kavrulan yüzeyin böylesine çorak olmasına belki de şaşırmamak gerekti..

 

venera13-venus

Venera 13 tarafından elde edilmiş, Venüs yüzeyinin ilk renkli görüntüsü (Kaynak: NASA)

Üçüncü görüntü ise zamanında daha oraya gidilmediğinden, bir çizimiyle yetinmem gereken fakat bu haliyle bile tüm hayal gücümün sınırlarını zorlayan nitelikte bir dünya: Satürn ‘ün hidrokarbon okyanuslarıyla kaplı uydusu Titan! Gökyüzünde, halkalarıyla dev Satürn’ün salındığı, yüzeyinde okyanusların ve onların altında kimbilir hangi garip ‘canlıların’ olduğunu hayal ettiğim bu egzotik dünyanın oralarda bir yerde olduğunu bilmek bile garip bir ‘heyecan’ hissi  yaratıyordu.

 

Titan boasts liquid hydrocarbon lakes at its north pole

Titan uydusunun yüzeyinin hayali çizimi

 

Geçmişteki bu anıların canlanıp, bu yazıyı yazmama vesile olan ise  bu dönemin başından beri Coursera’dan takip ettiğim CalTech’in ‘Science of the Solar System’ dersi..

 

coursera

 

Okuduğum fizik bölümünde çeşitli astronomi ve astrofizik dersleri almama rağmen, dersleri veren kişilerin alanları dolayısıyla giriş derslerinde dahi gezegenlerden tek kelime edilmemesi, bu iginç konuya senelerdir hep mesafeli olmama neden olmuştu. Ama bu dönem, Coursera’daki bu fırsattan istifade düzenli olarak takip ettiğim dersin her bir  videosunda ve ödevinde tıpkı çocukluğumda o ansiklopediyi karıştırırken her sayfasında hissettiğim merak, keşif ve öğrenme hislerini yaşamaktan kendimi alamıyorum.. Dersi müthiş bir şekilde anlatan ve gezegen bilim konusunda önde gelen uzmanlardan Mike Brown, yaptığı her açıklamada ve verdiği her örnekte sizi konunun içine daha da fazla çekiyor ve kısa bir dersin sonunda dahi kendinizde konuyu senelerdir çalışıyormuşçasına hakimiyet hissi yaratıyor.

 

Ders Coursera ile paralel olarak aynı zamanda CalTech’de de veriliyor ve dersin öğrencileri her hafta sınıfta yapılanları bir blog aracılılığıyla dersi takip edenlerle paylaşıyor.. Dersin içeriğinde ise sırasıyla Mars, Jupiter, Asteroidler ve Güneş Sisteminde Yaşam konuları yer alıyor.. Dersi takip etmek için temel matematik ve fizik bilgisinin dışında pek birşey gerekmiyor.. Yukarıda anlattığım keşif duygusunu hissetmek için Coursera’ya ücretsiz kayıt olup derse katılmanız yeterli! Dersin şu anda son haftası fakat şimdi de katılarak dersin arşiv video ve kaynaklarından yararlanabilirsiniz. Derse ulaşmak için tıklayınız.

0
yorum

25 Mayıs 2014 Pazar

CMB Keşif Duyurusunda Çatlaklar

Son iki yazıma (I ve II) konu olan ve geçen aylarda büyük bir sansasyon ile duyurulan, evrenin ilk anlarına dair izler taşıyan kozmik mikroldaga fon ışınımı (Cosmic Microwave Background – CMB) üzerinde tespit edilen sinyallerin, yanlış analiz sonucu olabileceği tartışılmaya başlandı. Geçen haftalarda konunun uzmanı birçok fizikçinin blogunda yükselen isyan bayraklarının ardından bu hafta Science dergisinde ‘Haber’ kısmında verilen detaylı analiz ile, keşfin sahibi BiCEP2 ekibinin analizi ciddi anlamda sallanmaya başlıyor gibi..

 

Yapılan itirazlarda, asrofiziksel verilerin analizinde en büyük baş ağrılarından biri olan arka plan sinyalinin yanlış yorumlanması nedeniyle, öne sürülen sonuçların iddia edildiği gibi evrenin ilk anlarındaki kütleçekim dalgalarından kaynaklı olmadığı belirtiliyor. Her hangi bir dalga boyunda, gökyüzüne yayılmış bir sinyali ölçmeye çalışırken, peşinde olduğunuz kaynağın yanında daha birok farklı farklı kaynakların sinyalleri de verinize karışır. Bunu elinizdeki veriden çıkarmak için de çeşitli modeller kullanmak durumunda kalırsınız. Sözü geçen araştırmada, mikrodalga boyunda alınan kozmik fon ışınımında gözlenen sinyale, galaksideki toz parçacıklarının da aynı dalga boyunda ışıma yapması nedeniyle bir sinyal daha ekleniyor. İddia sahipleri, BiCEP2 ekibinin bu galaktik toz sinyalini verilerinden hatalı bir şekilde çıkardıklarını savunuyorlar. Böylece bu sinyalin çıkarılmasıyla geriye kalan verinin, aslında içinde hala ‘arka plan’ sinyali içerdiği, dolayısıyla iddia edilen ‘polarizasyon’ sinyalinin evrenin başlangıcı ile ilişikili olmayabileceği söyleniyor…

 

cmb

BiCEP2 ekibinin kullandığı model(solda) ve Princeton Advanced Studies'’den Raphael Flauger’in tekrar analiz ederek ‘düzelttiği’ yeni model (sağda) (Telif Hakkı: Raphael Flauger)

 

Geçen hafta bloglarda bu iddiaları gördüğümde bu tip büyük çalışmaların doğası gereği, sağdan soldan laf atıldığını düşünürken, dün yayınlanan Science’taki yazıyla işin epey ciddi olduğunu düşünmeye başladım.. Bu konunun açıklığa kavuşması için Planck uydusunun yapacağı detaylı ‘arka plan’ haritası analizi bekleniyor fakat Planck ekibi de BiCEP2 ile aynı sinyalin peşinde olduğu için bu veriyi ön çalışmalarında kimseyle paylaşmıyor. Örneğin geçen hafta yayınladıkları ön raporda çeşitli sistematik hataları göz önünde tutarak BiCEP2’nin görüntü aldığı bölgeyi haritalarında paylaşmadılar! Büyük grupların, büyük araştırma projelerin peşinde koşarken gösterdikleri rekabetçi tutumu örneklemek adına epey güzel bir vaka-çalışması örneği oluşturuyor bana kalırsa.. ‘Evrenin gizemlerini çözmek’ adına kol kola karanlıkları aydınlatan bilim insanı imajına epey ters :) Planck ekibi, analizin tamamlanacağı Ekim ayına kadar herkesin sabretmesini salık veriyor..

 

image

Plank ön raparunda verilen ‘polarizasyon haritasında BiCEP2’nin gözlediği bölge (en altta ortada) ne hikmetse bulunmuyor… (Telif Hakkı: Planck Collaboration)

 

Konuyla ilgili referans niteliğinde birkaç yazıyı aşağıda bulabilirsiniz:

- Blockbuster claim could collapse in a cloud of dust – Science Mag. 23 May 2014 (Erişim ücretli)

- Blockbuster Big Bang Result May Fizzle, Rumor Suggests – Science News

- BiCEP2 News – Not Even Wrong (Söylentilerle ilgili tüm tartışmaları ve bağlantıları içeriyor)

0
yorum

23 Mayıs 2014 Cuma

Köpükten Evren Modelleri

Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde uzun zamandır büyük Türk fizikçi Asım Barut anısına geleneksel olarak sürdürülen seminer serisinin bu yılki konuğu kozmoloji çevrelerinde epey tanınan Amerika Tufts Üniversitesi’nden Alexander Vilenkin. İlk kez katıldığım Barut semineri olduğundan serideki tüm seminerlerin genel katılımcı seviyesine hitap ettiğini tahmin ediyorum, dolayısıyla salonun yarısından çoğu ağır top fizikçilerle dolu olsa da seminerin içeriği bir Scientific American yazısından çok da ileri değildi..

 

alexander_vilenkinjpg

Alexander Vilenkin – Tufts Institute of Cosmology

 

Geçtiğimiz aylarda büyük olay yaratan, kozmik mikro dalga fon ışınımındaki(CMB) polarizasyon ölçüm sonuçları etkisini alttan alta hissettirmeye başlıyor. Hatırlanırsa, BiCEP2 ekibinin bulguları kozmolojide ‘Şişme Teorisi’(Inflation) olarak bilinen ve evrenin ilk anlarına dair süper-hızlı genişlemeyi ortaya atan teoriyi destekler nitelikteydi. Teorinin mimarları, MIT’den Alan Guth ve Standford’dan Andrei Linde, CMB’de gözlenen homojenliği açıklamak üzere böyle bir açıklama ortaya atmışlardı ve nihayetinde bu anlara dair ön gördükleri kütleçekim dalgalarının CMB üzerinde bıraktığı etki gözlenmişti. Şişme Teorisi, genel olarak tüm bilimsel teoriler gibi, sadece CMB’yi açıklamakla yetinmiyor daha birçok başka tahmin ve öngörüde bulunuyor.. İşte problem de burada başlıyor..

 

bubbles

 

Söz konusu ‘problem’, Büyük Patlama’nın patladığı ana ve daha öncesine dair birşeyler söyleme durumu aslında... Vilenkin konuşmasında ‘Şişme’ durumunun ilk başlangıç koşulunu, yani ‘evreni oluşturan’ şeyin fiziksel boşluk yani false-vacuum olduğunu ve bunun bozunarak hızla genişlemeye yol açtığını açıkladı. Buraya kadar olanlar klasik kozmolojide ‘şişme alanını’ tanımlamak için gereken alan kuramların hemen hepsinde ortak. Fakat devrimsel olan bu şişmenin lokal olarak bizim bulunduğumuz evreni oluşturduğu, ilk baştaki vakumun başka bölgelerinde bizden tamamen bağlantısız, tıpkı ‘sabun köpüğü’ gibi kendi kendine ‘şişen’ başka evrenlerin oluşturduğu.. Yani şişme ne bizim evrenimize özgün ne de sadece birkez olan birşey.. ‘Çoklu Evrenler’(Multiverse) denen ve birçok astrofizikçi ve gözlemsel kozmoloji uzmanı tarafından şüpheyle yaklaşılan kuramların da kaynağı burası..

 

Seminerin seviyesi, denklemler ve fiziksel açıklamaları kaldırmadığından bu konudaki tartışma ve özellikle soru cevap kısmı eski yunan akademisi diyalog usulü devam etti diyebiliriz. Belki de Vilenkin’in sunumunun sonunda St. Agustine’den yaptığı alıntıyla gözü dönen  fizikçilerin ‘saldırılarını’ dingin bir şekilde savurmasına rağmen, senelerdir duyup okuduğum şu çoklu evrenler ve köpük modeller konusunda kafamdaki soruları aydınlattığını söyleyemeyeceğim..

 

Konuyla ilgili geçmişte birşeyler karalamıştım, merak edenler için:

-Büyük Patlama’dan Önce Ne Vardı?

Paylaş!

 

Copyright © 2010 Gök Günce | Blogger Templates by Splashy Templates | Free PSD Design by Amuki