1 yorum

10 Mart 2022 Perşembe

Endurance'ın 107 yıllık 'direnci' kırıldı!

Jules Verne kıtaplarından kaptığım bır merak var; sanki 1900'lerin başında Dünya'nın kutup bölgelerine dair çok az şey biliyormuşçasına okuduğum her kitap, izlediğim her belgesel-film, karşılaştığım her hikaye beni çok heyecanlandırıyor. Tıpkı bugün haberlerini okuduğum keşif gibi: 1915 yılında ünlü kutup kaşifi Ernest Shackleton'ın Antarktika'yı boydan boya geçmek üzere planladığı keşif için kullandığı ve yolunda gitmeyen birçok nedenden ötürü Shackleton ve mürettabatın gözleri önünde yavaş yavaş buzların arasında batan Endurance gemisinin batığına sonunda ulaşıldı!

 

 Kaynak: Getty Images/SPRI

 

Geçen sene BFI'ın yayınladığı ve Shackleton'ın 1914-1916 yılları arasındaki bu iddialı keşif gezisinde ekipteki fotoğrafçı Frank Hurley'in görevin umutlu başlangıcından, geminin yavaş yavaş buzların arasında kayboluşuna kadar tüm anlarını kameraya aldığı film 'South'u gözlerime inanamayarak izlemiştim. 1915 yılından boylesine etkileyici bir yapıma mı, yoksa gözler önüne serdiği kanlı canlı hikayenin dramatikliğine mi şaşırsam bilemedim; her iki efora da şapka çıkarmak gerektiği kesin.

 



Endurance'ı uzun zamandır Antarktika buz kabuğu altında arayan ekip, bu seneki buz kabuğunun 70'lerden beri en ince durumda olmasını fırsat bilerek aramalarını genişletip sonunda Weddel Denizi'nde sürüklenip yüzeyin 3km altında 'demirlediği' yerde batığa ulaşmayı başardı. Haberdeki görüntüyü gördüğümde karşımda neredeyse ahşap yapısı hemen hemen hiç zarar görmemiş, sanki zaman durdurulup o anda 'oynat' denmiş gibi bordasının baş kısmında Endurance yazısı ve altında beş uçlu ünlü yıldız ile yıllardır hemen hemen hiç değişmemiş bır şekilde duruyor... Bölgedeki soğuk sularda, ahşabı kemirecek biyolojik canlılığın olmaması bu insanlık mirasının günümüze kadar böylesine ulaşmasını sağlamış. Antartika Antlaşması gereği olarak da hiç bir parçasına dokunulmadan uzun yıllar boyunca bu haliyle korunacak.


 

Endurance ve Shackleton'ın bu keşif görevi, mürettebatın Antarktika'nın zorlu koşullarında kışlama deneyimleri ve sonunda gemilerini kaybetmelerine rağmen müthiş bir 'dayanıklılıkla' kurtulma hikayeleri, insanların tarihin o dönemlerinde 'bilinmeyeni keşfetme' uğruna nelere katlandığını çok dramatik bir şekilde gösteriyor. 1800'lerin son dönemlerinde Jules Verne'in yazdığı romanlarda bilinmezlerle ve birçok spekulasyonla ele alınan kutup bölgeleri hakkında günümüzde çok daha fazla şey biliyor olsak da, Endurance keşfinin de gösterdiği gibi bu bölgelerin keşfinin tarihinden günümüze gelen kalıntılar dahi bizi heyecanlandırıp, hayal gücümüzü zorlamaya devam ediyor.

 

BBC'nin detaylı haberi için: Endurance: Shackleton's lost ship is found in Antarctic

0
yorum

1 Mart 2022 Salı

Geleceği "öngörmek" mümkün mü?

Bir süredir pasif modda, arka planda kendi işlerime odaklanmış bir şekilde önümden geçip gidenleri okuyarak, dinleyerek, izleyerek geçiyor arda kalan zamanlarım. Akademiden çok daha farklı dinamiğe sahip olan "gerçek dünya", verimliliğiyle insanın neredeyse tüm zamanını en etkin şekilde değerlendirdiğinden, maruz kaldığım bu içerik üzerine bırakın birkaç şey karlamayı, oturup düşünmeye bile fırsat kalmayabiliyor. İşe verdiğim bir sürelik arayı fırsat bilip, ilgilendiğim konularda internette karşıma çıkan içeriklere birkaç paragraf da olsa "my two cents" tadında, kendi fikirlerimi paylaşacağım yazılar yazma niyetindeyim. Bunlardan ilki de sabah dinlediğim bir podcast üzerine olacak: "Can an ice storm predict the next meme stocks?"

 

 

Bundan sonra paylaşacaklarım podcast'in içeriğine dair olacağından, "spoiler alert"ı eklemeden geçmiyorum. "Best New Ideas in Money" yayınını ilk defa dinliyorum, fakat yayın içeriği, konukların kalitesi ve süresi nedeniyle listeme çoktan ekledim bile. Yayından üzerinde durulan konu "forecasting", yani geleceği öngörmek. Bir süredir finansal piyasalarda bu tip konulara epey kafa yorduğumdan konu fazlasıyla beni çekiyor; en baştaki konuk tahmin etmek ve öngörmek arasında epey fark olduğunu söylüyor: Tahmin etmek (prediction) bir şeyin gerçekleşeceğini az çok kesinlikle belirtmek iken, öngörmek (forecast) bunu daha çok "olasılıksal" olarak yapmak şeklinde tanımlıyor. Bu tip olasılıksal öngörülerde bulunmanın aslında belirli yöntemleri olduğunu ve bu yöntemleri kullanan etrafta birçok "Superforecaster" bulunduğunu iddia ediyor. Konuğun aynı zamanda "Superforecasting" adında bir kitabı var. Etrafımızda gelişen olaylara geniş perspektiften bakıp, aralardaki ilişkileri iyi çözümleyerek ve tarihsel bağlam içinde değerlendirerek bunu yapmanın da gayet mümkün olduğunu belirtiyor. Enerji ticareti gibi bir alanda, bu tarz yaklaşımların ne kadar etkin olduğunu bir yıldır bizzat deneyimleyen biri olarak argümanları benim için epey ikna edici. Kitabı okuma listemin en başına ekliyorum.


Programın bir diğer enteresan konuğu, aslen fizikçi olan ve "ekono-fizik" adlı fizik çevrelerinde pek bilinmeyen bir alanda çalışan bir araştırmacı Jean P. Bouchard. Bu yıl finansal marketlerin mikro-dinamiğine ve özellikle emir-defteri (orderbook) modellemesi öğrenmek için elimden düşürmediğim "Trades, Quotes and Prices: Financial Markets Under the Microscope" kitabının da yazarı kendisi. Bouchard yayında, tıpkı doğadaki fenomenleri altta yatan mekanizmaları daha detaylıca anlayarak oluşturduğumuz sebep-sonuç ilişkilerine benzer şekilde, fizikteki bazı modeller yaklaşımı ile finans özelinde birçok "tahmin edilemez" denen olayın aslında öngörülebilir olduğunu iddia ediyor. Podcast'in başlığı da aslında istatistiksel fizikte kullanılan, üst üste biriken etkenlerin bir anda harekete geçirdiği çeşitli "çığ" (avalanche) modellerinin finansal krizlerin yada 2021 yılına damga vuran GameStop hisse senedinin fiyat hareketi gibi olayları tarif edebileceğini; hatta alanın olgunlaşması ve artık kaliteli verinin yaygınlaşması ile önceden öngörülebilir olduğunu söylüyor. Bouchard'ın söylediği enteresan bir şey beni epey düşündürdü. Lisansta ekonomi dersi aldıysanız oradan bile hatırlarsınız, ekonominin sürekli bir denge etrfında çeşitli git-gellerle bir çevrim içinde salındığı söylenir. Bouchard bu denge hipotezinden farklı olarak aslında ekonominin daha çok ekolojide rastladığımız anlık etkiler ve olağanüstü yokoluş gibi fenomenlerle daha çok benzerlik gösteren olaylara ev sahipliği yaptığını söylüyor, ki sık sık gerçekleşen krizler bize bunu fazlasıyla gösteriyor.


İnsan-ürünü her türlü "karmaşık sisteme" bu tip perspektiften bakıldığında ortaya çıkardığı karmaşıklık, ilk etapta kendisini hiç bir şekilde ele vermeyecekmiş gibi görünse de; bir biliminsanı hafiyeliği ve şüpheciliğiyle alttaki mekanizmaları anlamaya başladığımızda sistemi tarif etmek hatta bir sonraki aşamada geleceği öngörebilmek bana da çok makul geliyor. Bu tip yaklaşımları problemlerin doğası gereği uygulayamadığımız birçok karmaşık sistem bulunuyor elbette, fakat "karmaşıklık teorisinin" geldiği son nokta bu problemlerde bile elimiz kolumuzun bağlı olmadığını bize söylüyor. Geçmişte ekoloji çerçevesinde ucundan da olsa içine girip baktığım dinamik sistemler ve karmaşıklık teorisi gibi konuların, bana şu anda günlük işimde de kullandığım gibi "geleceği öngörmek" konusunda sonsuz bir perspektif verdiği kaçınılmaz.


Bir sonraki podcast/yazı/kitap/video yorumunda görüşmek üzere!


İlgilenenler için birkaç ek kaynak:


1 yorum

25 Ekim 2021 Pazartesi

Parçacık Fiziği'nden Finansal Piyasalara

Bir yıl önce yine bu zamanlar, bir taslak yazı kaydetmişim "Bir maceranın sonunda, yeni başlangıçlar" diye; yıllardır çalışıp didinip inşa etmeye çalıştığım "fizik" yolunu bırakıp, başka alternatiflere yöneldiğim zamanın heyecanı ile. Kelimeleri toparlayıp, anın heyecanına kapılmadan, 12 yıldan daha fazla süredir internet üzerindeki "hafızam" olan bu blogda paylaşmaya değer bir yazıya dönüştürmek için belki de üzerinden biraz zaman geçmesi gerekti.  Yeni başladığım işte bir yılı doldurmam ile sanırım zamanı çoktan geldi: Geçen yıl fizik doktorasını bırakıp finans alanında veri bilimci/araştırmacı olarak işe başladım.

 

Blogda son paylaşımlarımın hep CERN'de yaptığım işler çevresinde olduğunu görünce fark ediyorum; fizik tarafından şekillendirilen hayatımın son dönemlerini CERN'le ilişkili projelerde çoğu zaman dünyanın çeşitli yerlerinde bol seyahatli, fakat gecesi gündüzü olmayan, geleceği sürekli belirsiz fakat bu belirsizlikler ve elinde kontrol edebildiğin zaman sayesinde olanaklarının da çok daha fazla olduğu bir dönem belirlemiş. Öyle kaptırmışım ki kendimi o esnada ATLAS deneyinde çalıştığım projenin olgun bir aşamaya gelip bir sonraki aşama olan dedektöre entegre edilmesi süreçleri, sonrasında yaptığım çalışmanın Özgen Berkol Doğan Bilim Ödülüne layık görülüp tanınmış olması gibi güzel gelişmelerin dahi keyfini çıkarma fırsatım bile olmamış. Çünkü o esnada Boğaziçi'ndeki doktora sürecimle ilgili gelişen bazı problemler ve çalışmalarımı devam ettirip bir doktora tezine dönüştürmek konusunda yaşanan gecikmeler sebebiyle artık kendimi gözümü "akademinin dışına" çevirmiş bulmuştum. İlk başta yurtdışında iş başvuruları için bir çaba sarfedip, hemen birkaç ay içinde Covid'in patlamasıyla tüm planlarımın alt üst olması, eklenen global belirsizlikler rüzgarı beni tekrar bir süreliğine daha Türkiye'ye sürükledi. Güzel bir tesadüf ile "büyük veri" deneyimi olan, bir fizikçinin modelleme becerilerini kendi uğraştığı finansal piyasaların modellenmesi gibi içine girdiğimde en az akademideki problemler kadar ilginç olduğunu gördüğüm problemlere kafa yoracak birini arayan bir finans şirketinde, kendimi şu anki rolüm olan "Quantitative Researcher" pozisyonumda buldum. Bu ay itibariyle de tam bir yılımı dolduruyorum. 

 

Quantitative Researcher (genelde "Quant" olarak kısaltılır) pozisyonları çeşitli finansal ürünlerin fiyatlanması, fiyat hareketlerini modellenmesi ve bunlarla ilişkili "para yapacak" stratejilerin geliştirilmesi konusunda çalışan, çoğu zaman doktora seviyeli fizikçi ve matematikçiler tarafından doldurulan roller. "Big Short" filmini izlediyseniz hatırlarsınız belki, Brian Gossling'in bir görüşmede karşı taraftakileri etkilemek için kullandığı Çinli bir matematik olimpiyatçısı vardı; o stereotiplere bire bir uymasa da az çok geçmişi ve beceri setleri o yönden olan kişilerin tercih edildiği pozisyonlar quant rolleri. 

 


Bir fizikçi olarak ancak genel kültür seviyesinde, uzaktan takip ettiğim bir alandı finans; fakat içine girdiğimde her şeyin sayısal olarak ifade edildiği, yeni ve işe yarar fikirlerin sürekli peşinden koşulduğu, piyasayı yönlendiren güçlerin "doğasını" anlamanın her zaman bir avantaj oluşturduğu bir alanın bir fizikçinin kendisini fazlasıyla evinde hissedeceğini deneyimledim. İlerleyen yazılarda belki biraz daha günlük hayatta yaptığım işlerden de bahsedip, genel olarak finans matematiği ve modellemeye dair yazılar da paylaşırım. Ama fiziğin finansla ne ilgisi var diyenlere güzel bir okuma olarak "Physics of Wall Street" adlı kitabı hararetle tavsiye ederim. Bir de "Jim Simons" ismini Google'da aratıp biraz araştırırsanız neden bahsettiğimi daha iyi anlayacaksınız muhtemelen (kaynak isteyenler ileride buradan da inceleyeceğim "Jim Simons - Piyasaların Şifresini Çözen Adam" kitabına göz atabilir).


Fizikte geçmişte uğraştığım karmaşık sistemlerden, nümerik hesaplara, parçacık fiziğindeki Monte Carlo simülasyonlarından, CERN'de uğraştığım "büyük veri" temelli yapay öğrenme yöntemlerine kadar birçok bilgi/beceri setimi, bambaşka bir alanda olsa da her gün kafa yorduğum problemlerde kullanabilme fırsatı bulduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Üstelik bunu akademinin tutucu, çoğu zaman tekdüze ve hele günümüz Türkiye şartlarına alt-üst olmuş ortamında yapmıyor olmak da ayrı bir avantaj bana kalırsa. Bu konuda söylenecek, yazılacak çok blog yazısı var elbette...

 

Bu geçiş yazısını bloga yazmadan, kafamdaki diğer yazıları paylaşamayacağımı bildiğimden hem blogu takip edenler hem de benim kendi hafızam için bu yeni başlangıç haberini bir not düşmüş olayım istedim. Yeni "maceram"ın bloga yansımaları konusunda ben de fazlasıyla meraklıyım!

3
yorum

24 Temmuz 2020 Cuma

CERN Günlükleri - Dönüş

Buraya geldiğim günün hemen ardından yazmışım, tekrar eskisi gibi CERN Günlükleri defeterini açmak için, fakat belli ki dikiş tutmamış; 10 ay sonra ancak dönerken kapanış yazısı ile bari bağlayalım. Iyisiyle, kötüsüyle, virüsüyle geçen on ayın sonunda eşyalarımı toplamış, yarını sabırsızlıkla beklerken karalıyorum bu yazıları. Oturup şunu yaptım, bunu yaptım, harika geçti falan demeyeceğim çünkü aslında hiç de hiçbirisi gibi geçmedi. Bir taraftan güzel ilerleyen şeyler, sonuca var projeler varken bir taraftan doktoradan vazgeçmeye kadar getiren süreçler, dünyayı durma noktasına getiren virüs, aylarca evden çıkamama ve bir Allah'ın kuluyla görüşmeme halleri...

Bu yazı, şu ana kadar hiç yazmadığım "Sevgili günlük" tarzından bir yazı olmaya doğru hızla ilerlemeden, burada ATLAS deneyindeki grubumla yaptığım işlerden çıkardığım bir dersi paylaşmak istiyorum aslında. Yıllardır peşinde koştuğum fakat bir türlü elde edemediğim çok önemli bir şey varmış halbuki bir şeyleri başarabilmeyi, bir işi "oldu bu iş" demeyi sağlayan; o da: "geri dönüş" - feedback. Ne iş yapıyorsanız yapın, o konuda size kimse geri dönüş vermiyorsa, ya da kendi kendinize geri dönüş almanın yollarını olusturmadıysaniz o işte ilerlemek mümkün değil, bana kalırsa. Birçok makale okudum, yüzlerce satır kod yazdım, onlarca sunum yaptım, birçok konuşma verdim burada olduğum sürece; her attığım adımda ilerledigimi hissetmemi sağlayan karşımdakilerin bana verdikleri olumlu/olumsuz geri dönüştü...

Günün sonunda, önümüzdeki yıldan itibaren ATLAS'da kullanılmak üzere geliştirdiğim yeni algoritma, ATLAS'da yayınlanan makalelerde artık katkı verenler arasında adımın geçiyor olmasının getirdiği mutluluk ve aldığım geri dönüşlerle daha da iyisini yapabilirim özgüveni ile geri dönüyorum Türkiye'ye. Bakalım göreceğiz...


İnsanlık için küçük benim için devasa bir adım

Paylaş!

 

Copyright © 2010 Gök Günce | Blogger Templates by Splashy Templates | Free PSD Design by Amuki