0
yorum

18 Eylül 2022 Pazar

Küp: Bulmacalarla Dolu Bir Hayat

Bundan tam 12 yıl önce GökGünce’de yazdıgım bir yazı (Rubik Küp 20 Hamlede Çözüldü!) burada yazdığım tüm astronomi, fizik ve ‘genç fizikçiye mektuplar’ yazılarımdan kat ve kat daha fazla okundu, hala da okunmaya devam ediyor. Günümüz internet çöplüğünde 12 yıllık bir ‘içerik’ için kayda değer bu başarının altında yatan aslında konu edindiği şeyin yıllara meydan okuyan ilginçliği ve bir türlü eskimemesi. Bahsettiğim yazı Rubik Küp ile ilgili ve bu yazıya bir devam yazısı yazmaya beni motive eden de bizzat Küp’ün tasarımcısı Erno Rubik’ın yakın zamanda yayınladığı ve günlerce elimden düşürmedeğim kitabı: ‘Küp - Bulmacalarla Dolu bir Hayat' (İthaki Yayınları, 2022).

 

Kendisi mimar olan ve hayatı boyunca da tasarım ve objelere kafa yormuş biri Erno Rubik ve kitabında da Küp’ü merkeze alarak, bu ünlü bulmacayı tasarım aşamasından tüm dünyaya yayılmasına kadar tüm süreci kendi gözlem ve bakış açısından anlatıyor. ‘Küp’ü büyük harfle yazıyorum çünkü kitapta da bağımsız bir karakter olarak sunuyor Rubik bize kendisini ve yazarın kendisiyle ne kadar da zıtlıklar taşıdığını çok yaratıcı bir şekilde dile getiriyor. Tipik bir anı kitabından çok daha fazlası olan kitap, odağını sürekli Küp üzerinde tutmayı başarıp, onun etrafında yaratıcılık, merak, keşif, hayal gücü, eğitim, oyun, çocukluk, tasarım, kültür, karmaşık sistemler, yapay zeka ve daha birçok konuya özgün bir anlatı çerçevesinde değiniyor. Popüler kültürün içine buncasına işlemiş ve artık geçmişini, kaynağını bile sorgulamaya gerek hissetmediğimiz bir objenin arkasında yatan hikayeyi birinci elden dinlemek ve tüm hepsinin ardında hayal edebileceğimden çok daha fazlasının olduğunu öğrenmek beni çok etkiledi. Örneğin Rubik’ın Küp’ün tasarımını tamamlayıp ilk kez çözmeye çalıştığı kısmı anlattığı bölüm, tanımlanması bunca kolay bir problemin çözümünün ne kadar zor olabileceğini göstermesi açısından çok güzeldi. Kitabın çevirisi Sinan Gürtunca tarafından yapılmış; akıcı bir okumayı mümkün kılan fakat aralarda düşük cümlelerin ve  birkaç kavram ve terimin garip çevirilerinin de olduğu orta seviye bir çeviri denebilir.

 

'Küp', okumayı en sevdiğim kitap türlerinden olan birinci elden anlatılar kategorisine çok güzel uyan, her sayfası yazarın hayatının, bizzat deneyimlediklerinin birebir yansıması olduğunu hissettiğiniz bir kitap. Bu tip kitaplar bana blog yazılarını çağrıştırdıklarından mıdır nedir, kurmacadan veya kurmaca dışı ‘bilgi yoğun’ kitaplardan çok daha samimi geliyorlar (bu kategoride olduğunu düşündüğüm benzer birkaç kitap üzerine zamanında bir şeyler daha yazmışım: 'Bilim Anlatıları Üzerine: Dört Kitap'). Bir insanın hayatına sığdırdığı deneyimleri, hiç tanımadığı birilerine böylesine açması da bir o kadar enteresan, fakat bir o kadar da insani...

Son olarak kitabın düzleminden çıkıp Rubik Kübe geri dönersek; birkaç yıldır fizikten, matematikten uzaklaşıp ‘çalışma hayatına’dönmüş biri olarak, geçmişin bu renkli problemlerini çözmeye kafa yormuyor olsam da çözümlerine dair bir şeyler okumayı, çalışmayı ve üzerine yine bir şeyler karalamayı çok özlediğimi fark ediyorum. Bu vesileyle birkaç haftadır kendime ‘emekliliğimde’ hedef koyduğum bazı konuları fırsat buldukça çalışmaya başladım. Bunlardan biri de matematikte soyut cebire dahil edilen, fakat matematiğin çok ötesinde de kendisine yer bulan ‘Grup Teorisi’. Üstelik takip ettiğim muhteşem ders (Visual Group Theory - Matthew Macauley - Youtube), grupları Rubik Küp üzerinden uygulamalarla anlatıyor. Ders, biraz temel matematik olgunluğu gerektiriyor olsa da, özellikle fizikte bir kaç derste çeşitli gruplarla karşılaşmış kişiler için konuyu gözünde canlandırmak için birebir bir fırsatç Yıllarca parçacık fiziğinde SU(2), SO(3), generator vs gibi kavramlarla sürekli karşılaştığım grupların ‘aslında ne oldukları’nı daha yeni yeni anlıyorum; meraklısına önerilir.

1 yorum

10 Mart 2022 Perşembe

Endurance'ın 107 yıllık 'direnci' kırıldı!

Jules Verne kıtaplarından kaptığım bır merak var; sanki 1900'lerin başında Dünya'nın kutup bölgelerine dair çok az şey biliyormuşçasına okuduğum her kitap, izlediğim her belgesel-film, karşılaştığım her hikaye beni çok heyecanlandırıyor. Tıpkı bugün haberlerini okuduğum keşif gibi: 1915 yılında ünlü kutup kaşifi Ernest Shackleton'ın Antarktika'yı boydan boya geçmek üzere planladığı keşif için kullandığı ve yolunda gitmeyen birçok nedenden ötürü Shackleton ve mürettabatın gözleri önünde yavaş yavaş buzların arasında batan Endurance gemisinin batığına sonunda ulaşıldı!

 

 Kaynak: Getty Images/SPRI

 

Geçen sene BFI'ın yayınladığı ve Shackleton'ın 1914-1916 yılları arasındaki bu iddialı keşif gezisinde ekipteki fotoğrafçı Frank Hurley'in görevin umutlu başlangıcından, geminin yavaş yavaş buzların arasında kayboluşuna kadar tüm anlarını kameraya aldığı film 'South'u gözlerime inanamayarak izlemiştim. 1915 yılından boylesine etkileyici bir yapıma mı, yoksa gözler önüne serdiği kanlı canlı hikayenin dramatikliğine mi şaşırsam bilemedim; her iki efora da şapka çıkarmak gerektiği kesin.

 



Endurance'ı uzun zamandır Antarktika buz kabuğu altında arayan ekip, bu seneki buz kabuğunun 70'lerden beri en ince durumda olmasını fırsat bilerek aramalarını genişletip sonunda Weddel Denizi'nde sürüklenip yüzeyin 3km altında 'demirlediği' yerde batığa ulaşmayı başardı. Haberdeki görüntüyü gördüğümde karşımda neredeyse ahşap yapısı hemen hemen hiç zarar görmemiş, sanki zaman durdurulup o anda 'oynat' denmiş gibi bordasının baş kısmında Endurance yazısı ve altında beş uçlu ünlü yıldız ile yıllardır hemen hemen hiç değişmemiş bır şekilde duruyor... Bölgedeki soğuk sularda, ahşabı kemirecek biyolojik canlılığın olmaması bu insanlık mirasının günümüze kadar böylesine ulaşmasını sağlamış. Antartika Antlaşması gereği olarak da hiç bir parçasına dokunulmadan uzun yıllar boyunca bu haliyle korunacak.