0
yorum

23 Haziran 2014 Pazartesi

TUG Lisans Programı Başlarken

Otobüsten indiğim Antalya’da gün içerisinde sıcaklık kırk dereceyi gösterirken, şehirden çok uzaklaşmamış olsak da bulunduğum yerde dışardaki serinlik ve hafif rüzgar nedeniyle ürpermeden edemiyorum.. Şu anda 2400 m yükseklikte Tübitak Ulusal Gözlemevi(TUG)’ndeyim.. Bir hafta boyunca sürecek olan TUG Lisans Öğrencileri Yaz Programına katılmak için üç astronomi-fizik öğrencileri olarak burada ağırlanıyoruz; bu yazıyla da ilk izlenim ve fotoğraflarımı paylaşıp, bunun arkasından gelecek yazılar için bir giriş yapayım istedim…

 

tug_loyp_banner

 

Sabah erkenden Akdeniz Ünv. yerleşkesindeki TUG Yönetim Binasında bir ekip tarafından çok sıcak bir şekilde karşılanıp yol hazırlıklarını yapmaya başladık.. Bir grup teknisyen, astronomlar ve öğrenciler olarak yanımızda teleskopların CCD kameralarını soğutmak için gereken bir tank azot ve kişisel eşyalarımızla minübüse yerleşip yaklaşık bir saatlik sürekli tırmanış şeklindeki yola koyulduk..

 

1 TUG  Misafirhane ve Yönetim Binası

 

3

 

TUG’a öğlen zamanı vardığımızda bizleri burada görevli hocalar ve görevililer karşılayıp, kalacağımız yerleri gösterdiler; bunun ardından da küçük bir keşif gezisine çıkma fırsatım oldu.. Bu benim TUG’a ilk gelişim değil; geçmişte iki gözlem şenliğinde(I ve II) buraya gelmiş ve teleferikle buradaki tesisi ve teleskopları ziyaret etmiştim.. Bu seferki biraz daha ‘profesyonel’ ve ‘uzun soluklu’ bir ziyaret olacak elbette.. Program boyunca belirlenmiş bir çizelge ya da dersler yok; gündüz hocalar eşliğinde teleskopları gezip tanıyıp ardından geceleri de astronomlar eşliğinde gözlemlere katılıyor olacağız.. Oldukça rahat ve konuksever bir atmosfer var.. Bunu da değerlendirip aklımdaki bir çok gözlemsel soruya cevap arıyor olacağım bu beş gün.. Kendi çalışmalarıma katkısı anlamında ise, gama ışını tayfında aktif galaksi çekirdekleri üzerine yaptığımız çalışmanın bir de optik dalgaboyu tarafı var; ki bu konuda epey eksik olduğumu düşünüyorum.. Bu fırsatla, bir ‘lisans öğrencisi’ olarak kafama takılan en basit soruları dahi sorarak buradaki hocaları epey meşgul etmeyi planlıyorum.

 

4 Soldan sağa ROTSE, T60 ve RTT 150 teleskopları

 

5 RTT 150 teleskobu

 

İlerleyen günlerde birkaç tane daha yazı ile bu yazı dizisini güncellemeyi panlıyorum.. Şimdilik bu girişi sonlandırıp, akşamki gözlemi beklemeye koyulacağım..

 

panoroma RTT 150 ve etrafındaki Toroslar manzarası

5
yorum

15 Haziran 2014 Pazar

Bilim Anlatıları Üzerine: Dört Kitap

Yazın gelmesiyle hangi dergiye ya da gazetelerin kitap eklerine baksam ‘Yaz İçin Okuma Önerileri’ başlıklı bir yazı ile karşılaşıyorum.. Son zamanlarda elime geçen iki kitaptan da yola çıkarak geçmişte beni samimi dili ve kurgusuyla etkilemiş birkaç bilim kitabından bahsetmek istedim bu yazıda.. Bu da benim ‘Yaz İçin Okuma Önerilerim’ olsun..

 

Bilim kitapları genelde bir konu üzerine detaylı bir ‘araştırma’ niteliğinde, genelde ulaşılabilir bir dille fakat çoğu zaman ‘bilgilendirici’ bir tonda karşımıza çıkıyor.. Böyle kitaplar o konuda bilgilenmek ve nispeten ‘ansiklopedik bilgi’ edinmek adına oldukça işe yarayorlar fakat bilim ve bilimsel araştırmanın ‘insani’ yönüne çoğu zaman teğet geçiyorlar.. İnsani yönünden kastım, katı objektif bir üslubun ötesinde, yazarın ya da bilimsel çalışmayı yapanın görüşlerini, yorumları ve eleştirilerini kendi bakış açısından çoğu zaman yılların getirdiği deneyimle samimi bir şekilde paylaştığı bir tarzdan bahsediyorum.. Günümüz modern bilim yazını, bilimsellik ve objektiflik adına her ne kadar bundan uzaklaşıyor olsa da Tübitak Yayınlarının en güzel kitaplarından biri olan Galileo’nun Buyruğu’ndaki ruhla, bilimin heyecanını, merak etmenin ve öğrenmenin keyfini bir ‘anlatı’ şeklinde kurgulayan değerli yazarlar ve kitapları, yazının konusu..

 

Bu kitaplarından ortak özelliğini Salinger’in iyi kitapları ayrmanın yönemi olarak söylediği “Beni bir kitapta en çok şu etkiler: kitabı bitirdiğinde kitabın yazarının senin en iyi arkadaşın olduğunu düşünüp onu istediğin zaman arayabileceğini bilmeyi istersin.. Fakat bu çok sık olmaz..” (Çavdar Tarlasında Çocuklar') cümlesinden esinlenmek gerekirse; bu kitapların yazarının her birini yakından tanıyıp, karşısına geçip sabahlara kadar dinlemeyi, bilgilerinden, deneyimlerinden, hikayelerinden yararlanmayı öylesine isterdim ki.. Bunu en değerli mirasları, kitapları üzerinden nispeten yapabilmek bile mutluluk verici..

 

5Bu kitaplardan birincisi, astronomi tutkusunu en güzel şekilde dile getirdiğini düşündüğüm, amatör astronom Charles L. Celia’nın ‘Yıldızların Altında Bir Yıl’ kitabı.. ‘Bir Amatör Astronomun yıldızlarla dolu gökyüzünde dört mevsimlik yolculuğu’ alt başlığı taşıyan kitapta, yazarın yetişkinlik döneminde, çocukluk merakı astronomiye geri dönme macerası konu ediliyor. Ocak ayında tekrar gökyüzüne merak sarmasıyla hemen ardından kendisi için amatör bir gözlemevi kurma planları yapmaya başlıyor ve bütün süreci, aralarda ay ay gökyüzünü, takımyıldızları ve bir çok gökcismini harika bir dille anlatarak ilerliyor yazar. Kitabın belki de tüm diğer örneklerinden farkı, astronomiyi anlatırken “özne”yi dışarı atmaması, bütün süreci kendi hayalleri, tutkuları, hayal kırıklıkları ve sevinçleriyle anlatıyor olması. Kitap bir amatör astronomun iç ve dış dünyasını muhteşem bir şekilde gözler önüne seriyor.

 

1İkincisi, benim için ‘bilimsel anlatı’ türünün geldiği en üst noktalardan birini temsil eden, okuduğum her sayfadan müthiş keyif aldığım matematik üzerine yazılmış bir kitap: 50 Soruda Matematik.. Eskişehir Üniversitesi’nden Şahin Koçak hocanın yazdığı ve matematiğin ‘ne olduğu’ üzerine tarihten, edebiyata, bilimden, kültür tarihine çok zengin bir arka plan ile sunduğu bir başyapıt.. Günümüzün ‘hazır bilgi’ anlayışını çağrıştıran başlığına takılmamanızı öneririm, zira Bilim ve Gelecek’in bu serisindeki diğer kitaplardan dahi nasıl ayrıldığını kitabın en başındaki çerçi ve çekirge arasında geçen diyalog ile açığa koyuyor yazar.. Kitapta matematik en baştan inşa ediliyor; yeri geliyor Yunus Emre’den bir alıntı, yeri geliyor bir Bektaşi fıkrası, kimi zaman da Matematik tarihinin devlerinin hayatından anektodlar.. Ama hepsi belli ki Şahin Hoca’nın yıllarca biriktirdiği ‘bilgeliğinin’ kelime klime yansıması.. Kitap ilk yayınlandığında Matematik Dünyası dergisinde, kitabı okuma nezaketi bile gösterilmeden söyleşi yapılmıştı kendisiyle.. Kitabı bitirdiğimde böyle gidip kendisiyle kitabına dair bir röportaj yapamk aklıma gelmişti ama o söyleşiyi görünce hevesim epey kırılmıştı.. Matematik Köyü’nde arada ders verdiğini biliyorum Şahin Hoca’nın; gidip dinlemek gerek..

 

2Bir diğeri, daha çok yeni bir kitap: ‘Uçun Kuşlar Uçun’, Sargun Ali Tont’un.. Zamanında NTV Bilim Dergisi’ndeki birbirinden güzel yazılarla her ay bizi mutlu ederdi Sargun Hoca, ardından bir de güzel bir kitabı yayınlanmıştı NTV Yayınlarından: ‘Solucanlara Piyano Çalan Adam’ diye.. Doğa tarihi ve bilim üzerine, deneme ve anlatı üslubunda biribirinden ilginç ve keyifli yazılardan oluşuyordu bu yazılar..  Yeni kitap da aynen bu geleneği devam ettiriyor; kitabın alt başlığından da anlaşılacağı üzere: ‘Doğa Sevgisi ve Bilim Üzerine’.. Henry David Thoreau’nun “Cennet başımızın üstünde olduğu kadar ayaklarımızın altındadır da…” sözü ile açılan kitabın, bin bir çeşit konuda, yazarın bilge sesi ve bilgi birikimiyle tarih, edebiyat ve müziğin birleşerek her paragrafının bir şiir yoğunluğunda olduğunu iddia edebilirim..

 

3Dördüncü kitap ise fizik üzerine, Fransız bir fizikçi Sebastien Balibar’ın ‘Atom ve Elma’ kitabı.. ODTU Yayıncılık taraafından geçen senelerde yayınlanan bu kitap, profesyonel bir fizikçinin gözünden ‘Çağdaş Fizik Dünyasından On İki Hikaye’yi anlatıyor.. Marie Curie’den aşağıdaki alıntıyla açılıyor kitap:

 

“Ben, bilimin muazzam güzellikte bir şey olduğunu düşünenlerdenim. Bilim insanı, sadece laboratuarında çalışan bir teknisyen değildir; o aynı zamanda karşısına masallar çıkan bir çocuk gibi, doğanın fenomenleriyle karşılaştığında büyülenen biridir.”

 

Olbers Paradoksundan, Newton’un Çekim Yasasına, Kuantum Mekaniğinden Katı-hal ve İstatistiksel Fiziğine birçok ilginç konuyu, kendi deneyimlerinden yola çıkarak bir ‘bilimsel anlatı’ şeklinde kurgulamış yazar.. Sözü geçen araştırma alanlarından bir kısmında kendisi epey yetkin olduğundan, bu konularda söyleyeceği epey şey, anlatacağı birçok ilginç hikaye bulunuyor..

 

4Son olarak artık Tübitak’ın vasat yayıncılık anlaşı nedeniyle ancak sahaflarda bulunabilse de bu liste dışında bırakamayacağım bir kitap, Hikmet Birand’ın ‘Alıç Ağacı ile Sohbetler’ kitabı.. Anadolu’nun engin düzlüklerinden kendi başına ufku izleyen bir alıç ağacı ile doğa tarihi ve bitki biyolojisi üzerine müthiş bir diyalog bu.. Dünya’daki ilk yaşamın oluşmasından bitkilerin evrimi ve gelişmesiyle kendi hikayesini anlatıyor Alıç Ağacı soru-cevap şeklinde..Dilinin  sadeliği ve etkileyiciliği sayesinde kendinizi gerçek bir ağaçla söyleşir gibi hissediyorsunuz bir vakitten sonra; otobüste giderken camdan gördüğünüz uzaktaki alıç ağaçlarına selam verir oluyorsunuz kitabı okuduktan sonra.. Sahaflarda da tükenip, tarihe gömülmeden bu kitaba kitaplığınızda bir yer açın.. [Güncelleme:  Bu yazıyı yayınladıktan kısa bir süre sonra Alıç Ağacı ile Sohbetler Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından tekrar yayınlandı.]

 

Geçen aylarda Celal Şengör hocanın bir yazısında, sağda solda yazdığı genel bilim yazılarının pek bir şe yaramadığını, kimsenin bunlardan pek yararlanmadığını düşündüğünü yazmıştı.. Halbuki ne kadar da yanılıyor diye düşünmüştüm; bu insanların bilim ve doğa üzerine, kültür üzerine yazdıklarıyla beslenip, ayakta kalıyor, gelecek için hayaller kurabiliyoruz aslında.. Kitap gibi okyanusa fırlatılmış bir cam şişeden farkı olmayan bir şey, bunun değerini bilip kendi hayatına, bildiklerine eklemek için can atan beyinlere bir şekilde ulaşıyor aslında.. Birilerinin, bir yerlerde hala bu konular üzerine yazıyor olduğunu bilmek gerçekten güven ve mutluluk verici..

 

Bunların yanında,son zamanlarda elime geçen, fakat oturup birşeyler yazabilecek kadar ilerleyemediğim birkaç bilim kitabını da yazmadan geçemeyeceğim:

 

- Bilgi ile Sohbet / Celal M. Şengör (Türkiye İş Bankası Yay.)

 

- Merak – Bilim Nasıl Herşeyle İlgilenir Oldu? / Philip Ball (Kollektif Yayınlar)

 

- Beyin Nasıl Okur? Okumanın Bilimi ve Evrimi / Stanislas Dehaene (Alfa Bilim)

 

- Napolyon’un Düğmeleri – Dünya Tarihini Değiştiren 17 Molekül /Penny Le Couteur, Jay Burreson (Metis Bilim)

 

- Doğa Araştırmaları – Seneca (Jaguar Yay.)

 

- Başka Dünyalar – Bilim Kurgu ve Hayal Gücü / Margeret Atwood (Kollektif Kitap)

 

- Periyodik Tablo – Hayatta Kalma Öyküleri / Primo Levi (Kırmızıkedi Kitap)

 

- Büyük Bilimsel Deneyler / Rom Harre (Say Yay.)

0
yorum

10 Haziran 2014 Salı

3C 391 Süpernova Kalıntısı ve İlk Makalem

Bilim dünyasında, üzerinde çalıştığınız problemlere geliştirdiğiniz çözüm ve bakış açılarını o konuda araştırma yapanlar dışında çok küçük bir azınlığın okuyabildiği, oldukça teknik bir yazın türü olan ‘bilimsel makale’ formatında yayınlamanız gerekir. Karmaşık süreçlerin kaçınılmaz kıldığı bu format her ne kadar genel okuyucu için nispeten ‘ulaşılmaz’ olsa da genellikle makaleye eşlik eden açıklayıcı haber ya da blog yazıları, araştırmanın detaylarını kaba hatlarıyla herkesle paylaşmayı olanaklı kılıyor. Tam bu noktada, ‘çiçeği burnunda’ akademik hayatımda ilk katkı koyduğum makalenin yayınlanması şerefine, bu makale ile ilgili bir yazı yazmak istedim. GökGünce’de bunun öncesinde yazdığım üç yüzün üzerindeki yazı büyük ölçüde ‘başkalarının’ çalışmaları üzerineydi; ilk defa kendi çalışmam üzerine yazacak olmak ilginç ve güzel bir his…

 

1

 

”Recombining Plasma in the Gamma-ray Emitting Mixed-Morphology Supernova Remnant 3C 391” Tülün Ergin, Aytap Sezer, Lab Saha, Pratik Majumdar, Anshu Chatterjee, Arif Bayırlı, E. Nihal Ercan

 

Yukarıda ismi ve bağlantısı verilen, Ağustos ayında Astrophysical Journal’da yayınlanacak makale Türk ve Hintli astrofizikçilerin ortak çalışması sonucu ortaya çıktı. Çalışmada 3C 391 adlı süpernova kalıntısının gama ışınlarında detaylı analizi yapılarak, kalıntının etrafındaki moleküler bulutlarla etkileşmesi sonucu açığa çıkan gama ışınımı modellendi.

 

3C391_med

3C 391 süpernova kalıntısının XMM-Newton tarafından elde edilmiş x-ışınlarında görüntüsü (Makalenin bir parçası değil) (Telif Hakkı: Marco Iacobelli and ESA)

 

Yıldızlar yaşamlarının son evrelerinde, çekirdeklerindeki yakıtlarını tüketip büyük bir patlama ile etrafa madde saçıyorlar; bu maddeler dışarı doğru yayılarak, geriye kalan cismin(nötron yıldızı ya da karadelik) etrafında gaz ve toz bulutlarının oluşmasına neden oluyor. Yıldızın, patlamanın ve ortamın türüne göre bu kalıntıların tipi de farklılık gösteriyor. 3C 391 süpernova kalıntısı, farklı tip süpernovaların morfolojik özelliğini taşıdığından "karma-morfolojik"(mixed-morphology) kategorisi altında inceleniyor. Kalıntının merkezinde çok yüksek sıcaklıktaki gaz X-ışını tayfında ışıma yapıyorken bölgenin dış kısımları ancak radyo dalgalarında gözlenebilen bir kabuk tarafından çevrelenmiş durumda. 3C 391 gibi etrafındaki molekül bulutlarıyla etkileşen karma-morfolojik süpernova kalıntıları, protonlar gibi hadron etkileşimleri kaynaklı gama ışınlarını gözlemek için ideal kaynaklar; zira bu gözlemler kozmik ışınlar dediğimiz yüklü parçacıkların süpernova kalıntılarında hızlandırıldığının en önemli kanıtlarını oluşturuyorlar.

 

Bu tip yüksek enerji ortamlarında gama ışınları üretmek için birçok farklı yöntem bulunuyor. Bu makalede sözü geçen ‘hadron kaynaklı’ süreçte, süpernova kalıntısı genişlerken şok dalgasının yoğun moleküler bulutlarla etkileşmesiyle proton-proton çarpışmaları gerçekleşiyor. Bu çarpışmalar sonucu sonucu ortaya çıkan pion adlı ikincil parçacıklar da bozunup gama ışınımını oluşturuyor. Yapılan çalışmada Fermi Gama Işını ve Suzaku X-Işını uydu teleskoplarından alınan veriler incelenerek ışınımın ve bu ışınımın kaynağı olan protonların tayfı modellenip süpernova kalıntısını oluşturan plazma ortamın koşulları detaylı analizlerle ortaya kondu.

 

Benim makaleye ‘mütevazi’ katkım ise kaynağın gama ışınlarında geniş zaman ölçeğinde değişim gösterip göstermediğini analiz etmek oldu. Fermi Gama Işını Uydusunun verilerilerini kullanarak, 3C 391 etrafındaki bir derecelik çembersel bölgede akı değişimini, kaynak için kullanılan modeli de girdi alarak aylık olarak çıkardım. Aşağıdaki grafikte görülen noktalar aylık bölümlerde ağırlıklı olarak ortalanmış akı değerlerini gösteriyor. Bu noktaların sabit bir değer(mavi çizgi) etrafında istatististiksel olarak kayda değer bir biçimde değişmedi sonucuna vardık.

 

image

3C 391’ın gama ışınında aylık değişimi (T. Ergin et all. 2014)

 

Peki bu çalışmanın ‘büyük resim’ içindeki yeri ve önemine gelirsek.. Yazının başında da söylediğim gibi, süpernova ortamlarındaki yüksek enerjili etkileşimler, astrofozikteki en büyük problemlerden biri olan galaktik kozmik ışınların kaynağı konusunu aydınlatmak için en önemli adaylardan biri... Bu konuda Fermi’nin 1949’daki efsanevi makalesinin üzerinden onca zaman geçmesine rağmen problem çeşitli zorluklardan ötürü tam anlamıyla aydınlatılabilmiş değil. Geçen sene iki ekip, gama ışınımı ve optik verileri kullanarak gözledikleri süpernova kaynaklarında proton hızlandırılma süreçlerine dair çok önemli bulgular elde etmişlerdi. Kısacası, dünyanın birçok farklı yerinde birçok ekip bu konu üzerine kafa yoruyor ve bizim makalemiz de bu problemin aydınlatılması ve bu kaynakların etrafındaki plazma ortamların anlaşılması yönünde katkı sağlıyor.

 

2013’de yayınlanan araştırmayı anlatan NASA’nın hazırladığı video

 

Makalenin pre-print kopyası arXiv’de: http://arxiv.org/abs/1406.2179

 

Konuyla ilgili daha detaylı bilgi için SLAC’deki şu genel dinleyiciye hitap eden seminer ilginizi çekebilir: Supernova Shock Waves: Powerhouses of the Galaxy

0
yorum

6 Haziran 2014 Cuma

Rahmi M. Koç Müzesi’nde Evrenin Hikayesi

Bu yılın başından itibaren birçok toplantı, sayısız beyin fırtınası ve yazışma sonucu ortaya çıkan, Türk Astronomi Derneği adına danışmanlığını yaptığımız , Rahmi M. Koç Müzesi’ndeki ‘Sihirli Küre’ yerleşik sergisi ziyarete açıldı! Üç boyutlu küresel bir ekran üzerinde Dünya, Güneş ve gezegenlerin canlı uydu görüntülerinin yansıtıldığı devasa ‘Sihirli Küre’ ile birlikte, kürenin bulunduğu salonun da tasarımı baştan sona ele alındı ve ortaya harika bir sonuç çıktı!

 

20140606_110552[1]

 

Bizlerin önerileriyle şekillenen ve Rahmi M. Koç Müzesi’nden uzmanlar ve tasarımcılarla hayata geçirilen konseptte, Dünya’daki çeşitli bilim müzeleriyle yaraşacak kalitede ve astronomideki en yeni bulgulara referans eden güncellikle bir ‘Evren Tarihi’ yer alıyor.. 13.8 milyar yıllık bir zaman ölçeğinde, Büyük Patlama’yla başlayan ve ardından Hızlanarak Genişleme’yle devam ederek Kozmik Mikrodalga Ardalan Işınımının oluşumunu takip edip ilk yıldızlar ve ilk gökadaların oluşumu ayrı ayrı panolarda etkileyici simülasyon ve uydu görüntüleriyle anlatılıyor. Günümüze kadar kronolojik olarak evrenin geçirdiği evrelerin ardından görüntü serisi, gök adamız Samanyolu’ndan başlayıp Güneş Sistemi ve Dünya’yı içeren görsellerle son buluyor.. Ayrıca son kısım, kendi Güneş Sistemimize ait detayların bulunduğu ayrı bir panoyla destekleniyor.

 

20140606_110620[1]

Bütün odanın duvarlarını kaplayan görsel 13.8 milyar önce Büyük Patlama’yla başlıyor…

 

20140606_110635[1]

ilk yıldız ve gök adaların oluşması ve gökadaların arpışmalarıyla evrimiyle devam ediyor..

 

20140606_110642[1]

… sonunda gökadamız Samanyolu, ardından Güneş Sistemi ve gezegenimiz ile sonlanıyor.

 

Serginin merkezindeki devasa ‘Sihirli Küre’nin etkileyiciliğini tamamlayan ve bulunduğu yere ‘göksel’ bir atmosfer sağlayan bu çalışmanın yıllarca duvarlarda asılı olup, müzeyi ziyaret edecek binlerce kişinin evrene dair ufkunu genişleteceğini düşünmek beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Bir taraftan da, aklımızda evrene dair bildiklerimizi, somut bir ürüne dönüştürüp bunu insanların yararı ve bilgilenmesi için faydalı bir araç haline getirme fikri bu çalışmaları sürdürmek, daha iyileri için uğraşmak adına bana fazlasıyla itki sağlıyor. Böyle bir çalışmada yer alabilme, evrene dair bilgi ve heyecanımızı, bir ekip çalışmasıyla somut bir çalışmaya dökebilme fırsatı yarattıkları için Rahmi M. Koç Müzesi ve Türk Astronomi Derneği’ne minnettarım..

 

Rahmi M. Koç Müzesi’ni daha önceden ziyaret ettiyseniz bence tekrar ziyaret etmeyi mutlaka düşünmelisiniz! Eğer hiç ziyaret etmediyseniz de bu sergi çok iyi bir neden!

Paylaş!

 

Copyright © 2010 Gök Günce | Blogger Templates by Splashy Templates | Free PSD Design by Amuki