Oturduğunuz yerden keşif ve macera hissini yaşamanın en güzel yöntemi bir Jules Verne romanı okumak olsa gerek… Kuzey Kutbu’na ulaşmak için zorlu bir yolculuğa çıkan bir grup denizcinin maceraları "Kaptan Hatteras'ın Maceraları".. Her kitabında olduğu gibi J. Verne, kitabın yazıldığı tarihe(1864) kadarki Kuzey Kutbu keşif tarihini şaşırtacak detaylarla kitapta sıralıyor ve maceracıların yolu üzerindeki her yeri geçmişte o bölgeden geçmiş ünlü kaşiflerin anıları ve not defterlerinden detaylarla betimliyor..
Solda Ithaki Yayınları’ndan çıkan “Kaptan Hatteras’ın Maceraları” Birinci Cilt kapağı; sağda ise Jules Verne’ün ünlü “Voyages Extraordinaires” serisi içinde yayınlanmış orjinal kitabın kapağı
Kitabın başlığında da yer alan "Kaptan Hatteras" gemiyi gizemli bir mektup göndererek yaptırıp yola çıkaran, ancak geri dönüşün imkansız olduğu noktada ortaya çıkan sert ve ilginç bir karakter.. Bir çok yerde bu karakterin Kuzey Kutbu keşif tarihinde en çok ismi geçen ünlü John Franklin'e öykünerek oluşturulduğu iddia ediliyor. J. Franklin, 1845'de çıktığı yolculukta Atlas Okyanus'unu kuzeyde bir geçit bularak Büyük Okyanus'a bağlamayı hayal ediyordu fakat işler beklendiği gitmedi ve ekibindeki yüzün üzerinde mürettebat ile kaybolup telef oldular..
BBC'nin geçen yıllarda yayınlanan güzel bir belgeseli var Kuzey Kutbu araştırmalarına dair: "Wilderness Explored: Arctic" adında.. Hem J. Verne'ün romanında bahsedilen keşif tarihini hem de Kuzey Kutbu’nun 20. yy'da soğuk savaş dönemindeki stratejik konumu anlatılıyor belgeselde.. John Franklin'in öyküsüne de detaylı bir şekilde değiniliyor.. Tabii ki küresel ısınma ile buzulların yavaş yavaş çözünmesine de..
BBC - Wilderness Explored 1. Bölüm Arctic
Gönül isterdi ki kitapta ve belgeselde sözü geçen “bembeyaz diyarları” dünya gözü ile görelim, şöyle bir National Geographic Expedition Arktik gezilerinden birine çıkıp bu maceracıların geçtikleri yolu izleyelim ama yakın ve uzak gelecekte şimdilik böyle bir ihtimal görünmüyor.. Böyle olunca J. Verne’e ne kadar minnettar olduğumu tahmin edebilirsiniz.
20-22 Eylül 2013 tarihleri arasında İTÜ Bilim Merkezi ve Gökyüzü Gönüllüleri olrak ortak planladığımız Galileo Öğretmen Eğitimi Programının(GÖEP) başvuruları dün itibariyle başladı.. Etkinliğin ayrıntılı programı için tıklayınız.
İlgilenenler için tam duyuru metni:
İTÜ Bilim Merkezi ve Gökyüzü Gönüllüleri işbirliği ile Galileo Öğretmen Eğitim Programı 20-22 Eylül 2013 tarihleri arasında İTÜ Bilim Merkezi'nde (Taşkışla Kampüsü) gerçekleştirilecektir. Galileo Öğretmenleri ve konunun uzmanları tarafından verilecek temel astronomi, gökyüzü ve gökyüzünde hareket, gözlem aletleri eğitimlerinin yanında uygulamalı olarak 'Bilim Eğitiminde Astronomi Uygulamaları', 'Stellarium ile Gökyüzü','Müfredatta Astronomi' oturumları gerçekleştirilecektir. Etkinlik boyunca planlanan iki gece, çıplak gözle, dürbün ve teleskopla gözlemler, yıldız atlası kullanımı uygulamaları yapılacaktır. Etkinliğin kapanış günü katılımcıların da aktif katılımıyla Bilim Merkezi'nde herkese açık bir 'Halk Gözlemi' gerçekleştirilecek; katılımcıların gözlem konusunda öğrendiklerini uygulamaları beklenecektir.
Katılımcı adaylarının www.bilimmerkezi.itu.edu.tr'deki başvuru formunu indirerek eksiksiz doldurup 6 Eylül 2013 tarihine kadar bilimmerkezi@itu.edu.tr adresine göndermeleri gerekmektedir. Katılımcı kontejyanı 25 kişidir. Katılım önceliği Fen Bilgisi/Fizik Öğretmenliklerine verilecek olup, etkinlik programdan yararlanmayı planlayan tüm eğitimcilere açıktır.
1862 yılının 15 Temmuz’unda, en büyük tutkusu çocukluktan beri kuyruklu yıldızlar olan Lewis Swift 4,5 inçlik mercekli teleskobunu Zürafa takımyıldızına yönlendirmişti ki elindeki yıldız haritasında olmayan, yeni bir kuyruklu yıldız keşfettiğini fark etti. Üç gece sonra Harvard Koleji Gözlemevi’nden gözlem yapan Horace P. Tuttle da aynı kuyruklu yıldızı gözleyip not etmişti. Yapılan detaylı hesapalrla, bundan sonra kaşiflerinin soyisimlerine atfen Swift-Tuttle olarak anılacak olan kuyruklu yıldızın 133 yılda bir Dünya’yı ziyaret eden Halley-tipi( periyot ~ 200 yıl) bir kuyruklu yıldız olduğu anlaşıldı. Ardından dört yıl sonra Giovanni Schiaparelli kuyruklu yıldızlar ile göktaşı yağmuları olarak bilinen, gökyüzünde belli bir takımyıldızından kaynaklanıyormuş gibi görünen yoğun göktaşı olaylarının birbiriyle bağlantılı olduğunu iddia ederek, örnek olarak Swift-Tuttle kuyruklu yıldızı ile Kahraman Göktaşı Yağmurunu vermişti.
Kuyruklu yıldızlar yörüngelerinde hareket ederken, özellikle Güneş’e yaklaştıklarında çekirdek kısımları aktif hale gelir; çoğu zaman arkalarında gaz ve tozdan meydana gelen bir kuyruk oluşturur ve yol boyunca birçok kalıntı bırakırlar. Gezegenimiz de bu kalıntıların arasından geçtiğinde göktaşı yağmurları adı verilen etkileyici gök olayları meydana gelir. Bunun öncesinde en son 1990’larda geri dönen Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının kalıntıları arasından Dünya her yıl Temmuz-Ağustos aylarında geçiyor ve bu kalıntılar gökyüzünde Kahraman(Perseus) takımyıldızı yönünde olduğundan dolayı sanki göktaşları o takımyıldızının içinden fırlayıp geliyormuş gibi görünür ve Kahraman Göktaşı Yağmuru olarak isimlendirilir. En etkili olduğu 8-14 Ağustos tarihleri arasında göktaşı etkinliğinin maksimuma ulaştığı 12 Ağustos’ta Kahraman Göktaşı Yağmuru saatte 50-60 göktaşına kadar ulaşabilir.
Kahraman Göktaşı Yağmuru sırasında uzun pozlama ile elde edilmiş bir görüntü. Göktaşlarının geliş doğrultuları uzatıldığında hepsinin Kahraman Takımyıldızı bölgesinden geliyormuş gibi görünüyor. (Kaynak : İtalyan Amatör Gökbilimciler Birliği )
Kalıntıları oluşturan akıntının Güneş’in etrafındaki ters yöndeki hareketi sebebiyle Kahraman Göktaşları oldukça hızlıdırlar (yaklaşık 66 km/s ) ve atmosferle etkileştiklerinde arkalarında çok parlak ve kalıcı izler bırakabilirler.
Göktaşı yağmurları sırasında, gökyüzündeki en parlak yıldızdan dahi daha fazla parlak görünen bir göktaşı, çoğu zaman avucunuzun içine aldığınızda zorlukla görebileceğiniz büyüklükte bir toz parçasından ibarettir. Birkaç milimetre büyüklüğündeki bu toz parçaları atmosfere yüksek hızla girdiklerinde maruz kaldıkları sürtünme nedeniyle kısa sürede sıcaklıkları 2000 santigrad derece üzerine çıkar ve yavaş yavaş parçalanıp etraftaki hava molekülleri ile çarpışmaya başlarlar; bu çarpışmalar sonucunda arkalarında birçok elektron ve iyon bırakırlar. Yüksek sıcaklıkları ve etraflarındaki uyarılmış hava moleküllerinin kararlı hale geçmesi nedeniyle de gökyüzünde parlak izler olarak gördüğümüz ışımayı yaparlar.
Kahraman Göktaşı Yağmurunu en aktif olduğu dönemde(8-14 Ağustos) gözlemek için gece 22:00’den sonra kuzey doğu yönüne baktığınızda göreceğiniz “W harfi” şeklindeki, büyük Kraliçe takımyıldızının hemen altında Kahraman takımyıldızını bulabilirsiniz.
12 Ağustos 2013 İstanbul’da gece 22:00 ‘de kuzeydoğu yönünde yükselen Kahraman takımyıldızı (Kaynak: Stellarium)
GÖKTAŞI YAĞMURUNU GÖZLEMEK
Göktaşı yağmurlarını gözlemenin en önemli şartlarından biri oldukça karanlık, ışık kirliliğinden uzak bir bölgede gözlem yapmaktır. Göktaşı yağmurunun en aktif olduğu günlerde dahi şehirden yapılan gözlemlerde çok düşük bir ihtimalle de olsa ancak çok parlak olan göktaşları gözlenebilir. Şehir dışında, karanlık bir bölgede gözleriniz karanlığa uyum sağladığında en sönüğünden ateştopu olarak adlandırılan en parlaklarına kadar saatte onlarca göktaşı gözleyebilirsiniz. Gözlemler sırasında gözünüzün karanlığa uyumunu bozmamak için mümkün olduğunca az parlak ve kırmızı renk ışık kullanmaya çalışın(fenerlerin ucuna kırmızı selefon kağıt bağlamak iyi bir çözüm olabilir)
Göktaşı yağmurlarını oluşturan göktaşları, gökyüzünün belli bir takımyıldızı bölgesinden, saçılım bölgesi adı verilen bir alandan yayılıp genellikle kısa zamanda uzun yollar izlediği için gözlem için en ideal yöntem çıplak gözle gözlem yapmaktır. Geçiş süreleri birkaç saniye mertebesinde olduğu için göktaşlarını teleskop veya dürbüle yakalamak oldukça güç olacaktır.
Göktaşı yağmurunun saçılım bölgesi olan Kahraman takımyıldızını tespit etmek için gök atlasından ve ücretsiz Stellarium programından (www.stellarium.org ) yararlanabilirsiniz.
Göktaşı yağmurlarının aktif olduğu dönemlerde gözlem yapıldığında gece boyunca, bir saatte gözlenebilecek göktaşı sayısı maksimuma ulaştığı güne kadar gittikçe artacak ve Kahraman Göktaşı Yağmuru için 12 Ağustos tarihinde maksimuma ulaşacaktır. Bu tarihte, her sene değişmekle birlikte, ortalama 50-60 göktaşı gözlenebilir.
Göktaşı yağmuru gözlemini bireysel yapabileceğiniz gibi yakınlarınız ve etrafınızdaki insanlara yönelik ufak-çaplı bir etkinlik haline de getirebilirsiniz. Gece gözlem öncesinde, Kahraman Göktaşı Yağmuru ve kuyruklu yıldızlar hakkında( ya da ilgi çekebilecek herhangi bir astronomi konusunda) bir sunum da yapılabilir.
Gözlem sırasında uzun süre gökyüzünü takip edeceğinizden üzerinde oturabileğiniz rahat bir sandalye yada mat kullanılması, gece boyunca nispeten hareketsiz kalacağınız için de sıcak tutacak giysiler giymeye dikkat edilmesi gerekiyor.
Gözlem süresince belirli aralıklarla geçen göktaşları sayabilir ve bunların hangilerinin göktaşı yağmuru ile ilşkili hangilerinin başka yönlerden gelen farklılar olduğunu not edebilirsiniz. Bunun için yanınıza kalem kağıt almayı unutmayın. Bu bilgileri daha sonrasında Uluslararası Göktaşı Organizasyonu ile de paylaşabilirsiniz. (İnternet sitelerinden- http://www.imo.net/visual/major - gözlem raporlarının formatı hakkında detaylı bilgiye sahip olabilirsiniz)
Not: Bu yazı geçen yıl GökGünce'de çok benzer haliyle yayınlanmıştı; ufak tarih değişiklikleri ile tekrar yayınlıyorum...
Teleskop ile bir çocuğa Satürn'ü göstermek.. Milyonlarca kilometre uzaklıkta salınan halkalı gezegeni hepsi birbirinden meraklı gözlere ilk defa seyrettirmek ve gördükleri görüntünün etkisiyle o ilk tepkilere şahit olmak.. 'Gökyüzünü, yıldızları çocukların avuçlarına indirebilmek' amacıyla başlamıştık bu çalışmalara dört yıl öncesinde, aynı ruh ve heyecanla devam ettiriyoruz.. Bütün bunlarla uğraşmamın sebebini ara sıra soruyorum kendime; cevaplar sanki kendi çocukluğumda saklı.. Ben çocukken bir teleskoptan bakılabileceğini dahi hayal edemezdim; şehirdeki kırtasiyelerde kimi ufak teleskoplar görürdüm ama kim bilir ne kadar pahalı olduklarını düşünüp babamdan isteyemezdim bile; ulaşılmaz şeylerdi benim için ve yirmili yaşlarıma kadar da öyle kaldılar.. İlk kez teleskoptan yirmi iki yaşımda baktım ve ilk gördüğüm cisim Satürn'dü.. O anı ve tüm hissettiklerimi tam olarak hatırlayabiliyorum.. Nasıl da bu kadar geç kalmıştım (ya da bırakılmıştım) ? İşte teleskop başında her bir çocuğa Satürn'ü ve ya başka bir gökcismini gösterirken bazen bunu düşünüyorum: Onlar, benim kadar geç kalmamış olacaklar..
Matematik, popüler medyada parçacık hızlandırıcılar, büyük patlamaya dair 'çarpıcı' bulgular ya da son geliştirilen gen teknolojileri gibi daha sükseli haberlerin hep arka planında kalır ya da çoğu zaman dile bile getirilmez.. Bir haftadır internette özellikle fizik/matematik çevrelerinde hareretli bir şekilde konuşulan bir konu var ki, hem asal sayılarla ilgili olduğundan benim ilgimi çeken hem de ortaya konulan sonucun arka planında Boğaziçi Üniversitesi'nden bir Türk matematikçi olduğundan 'milli duygularımı' kabartan bir özelliğe sahip.. Problemi ve ortaya konan sonucu kendimin de çok iyi anladığını söyleyemem; bu gibi yazıların en büyük faydası herhalde yazının sonunda birçok şey benim için de çok daha açıklığa kavuşacak olması..
Bahsi geçen problem matematikte sayılar teorisi olak bilinen alanın en önde gelen problemlerinden biri: İkiz Asallar Varsayımı (Twin Prime Conjecture). İlkokuldan hatırladığınız haliyle asal sayılar kendisi ve bir dışında hiçbir sayıya tam olarak bölünemeyen sayılar olarak tanımlanıyor ve en küçük 2'den başlamak üzere sonsuza kadar gidiyor; 2, 3, 5, 7, 11, 13 ... gibi.. Asal sayıların sonsuz olması bir önceki cümlemde kullandığım haliyle 'apaçık ortada olan' birşey değil aslında fakat bu yazıda buna girmeyeceğim, merak edenler için Matematik Dünyası'nda yayınlanan bu harika yazı fazlasıyla fikir verecektir. Gelelim ikiz asallara.. İkiz asallar, ard arda gelen ve aralarındaki fark 2 olan asal sayı çiftleri olarak tanımlanıyor. Örneğin (3,5) , (5,7) , (11,13) , (17,19) gibi.. İkiz Asallar Varsayımı ise bu çiftlerden sonsuz tane olduğunu iddia ediyor..
Özellikle sayılar teorisinde ifade edilmesi çok kolay fakat çözülmesi bir okadar zor olan problemlerden birisi, bu varsayımın doğruluğunun kanıtlanması.. Bu varsayım, konu hakkında bilginiz yoksa çok da olağanüstü gelmemiş olsa gerek.. Fakat asal sayıların sayı ekseninde (şu an bildiğimiz haliyle) tamamen rastgele dağıldığını ve büyük sayılara doğru gittiğimizde bir asal sayı ile ardından gelen bir asal sayı arasındaki aralığın gittikçe büyüdüğünü(yani asal sayıların gittikçe seyrekleştiğini) biliyoruz. Dolayısıyla aralarında sadece iki fark olan ikililerin sonsuz tane olması yukarıdaki bilinenler ışığında çok da beklenen bir şey değil.. İşin ilginci, ikiz asalların yanında aralarındaki fark 4, 6, 8 .. gibi çift sayılar olan ikili asalların da sonsuz tane olduğu düşünülüyor fakat ortada bir kanıt yok..
Bu hafta gündeme gelen, New Hempshire Üniversitesi'nden Yitang Zhang adlı matematikçinin yayınladığı bir makale. Yayınlanan makalede Y. Zhang ikiz asallar varsayımını kanıtlamıyor fakat aralarındaki fark 70 milyon gibi bir üst değere sahip sonsuz tane asal çifti olduğunu gösteriyor.. Yani şu demek oluyor: öyle asal çiftleri var ki aralarındaki fark bir sabit sayı ki bu 70 milyon'dan küçük ve bu asal çiftlerinden sonsuz tane var. Yani Zhang'in kanıtı ikiz asallar yani aralarında sadece 2 fark olan çiftlerin sonsuzluğunu kanıtlamasa da şu ana kadar yapılamamış olanı yani bu sonsuz çiftlerin varlığını kanıtlamış ve bu çiftlerin arasındaki boşluğun 70 milyondan daha küçük olduğunu göstermiştir.. 70 milyon gibi oldukça 'yuvarlak' bir sayının ortaya konmuş olması da tamamen kullanılan yöntem ve teoremin çalıştığı aralık ile ilgili..
Bu çalışmanın girişte bahsettiğim öneminden biri de bu matematiksel kanıtın 2005 yılında San Jose State University'den Daniel Goldston, Budapeşte Alfred Renyi Matematik Enstitüsü'nden Janos Pintz ve Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü'nden Cem Yildirim tarafından beraber yayınlanan ve çözüme çok yaklaşan bir makalesinden hareket edilerek geliştirilmesi.. Konu hakkında internette bahsedilen her yerde bu üç isme ve yayınladıkları makaleye sürekli atıfta bulunuluyor.. Bu konunun arka planı hakkında Cem Yıldırım'ın 2003 yılında Radikal'e verdiği bir roportajı buldum, merak edenler oraya da göz atabilir.
Ortaya konan bu çözüm, ikiz asallar savının kanıtlanmasına doğru atılan en ciddi adımlardan biri olarak görülüyor. Bu konuyu matematikçilerin 'gerçek dünyadan kopuk, süslü" problemleri şeklinde görmeyin sakın, çünkü bu problemin nerelere bağlandığını bir bilseniz... Asal sayıların arasındaki boşluklar şu anda matematikteki en büyük problemlerden biri hatta çözümüne Clay Matematik Enstitüsü'nün 1 milyon dolar verdiğini söylesem inandırıcı olur sanırım.. Asalların dağılımı altında yatan prensipler şu anda inter üzerinden yaptığımız sanal alışverişlerden bankacılık işlemlerine, devlet istihbaratına kadar her alanda kullanılan iletişim protokollerin altında yatan en temel kavramlar aslında. Tabii konunun 'pratik' faydalarının ötesinde asal sayılar başlı başına bir 'merak' kaynağı ve kişisel olarak bu son söylediğim beni hepsinden daha fazla çekiyor.
Konuyla ilgili matematik videoları yayınlayan Youtube kanalı Numberphile, anlaşılabilir bir dille kısa-10'ar dakikalık- iki video yayınladı; konunun matematiği hakkında birkaç şey öğrenmek isteyenlere kesinlikle tavsiye edilir..