kitap günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0
yorum

18 Eylül 2022 Pazar

Küp: Bulmacalarla Dolu Bir Hayat

Bundan tam 12 yıl önce GökGünce’de yazdıgım bir yazı (Rubik Küp 20 Hamlede Çözüldü!) burada yazdığım tüm astronomi, fizik ve ‘genç fizikçiye mektuplar’ yazılarımdan kat ve kat daha fazla okundu, hala da okunmaya devam ediyor. Günümüz internet çöplüğünde 12 yıllık bir ‘içerik’ için kayda değer bu başarının altında yatan aslında konu edindiği şeyin yıllara meydan okuyan ilginçliği ve bir türlü eskimemesi. Bahsettiğim yazı Rubik Küp ile ilgili ve bu yazıya bir devam yazısı yazmaya beni motive eden de bizzat Küp’ün tasarımcısı Erno Rubik’ın yakın zamanda yayınladığı ve günlerce elimden düşürmedeğim kitabı: ‘Küp - Bulmacalarla Dolu bir Hayat' (İthaki Yayınları, 2022).

 

Kendisi mimar olan ve hayatı boyunca da tasarım ve objelere kafa yormuş biri Erno Rubik ve kitabında da Küp’ü merkeze alarak, bu ünlü bulmacayı tasarım aşamasından tüm dünyaya yayılmasına kadar tüm süreci kendi gözlem ve bakış açısından anlatıyor. ‘Küp’ü büyük harfle yazıyorum çünkü kitapta da bağımsız bir karakter olarak sunuyor Rubik bize kendisini ve yazarın kendisiyle ne kadar da zıtlıklar taşıdığını çok yaratıcı bir şekilde dile getiriyor. Tipik bir anı kitabından çok daha fazlası olan kitap, odağını sürekli Küp üzerinde tutmayı başarıp, onun etrafında yaratıcılık, merak, keşif, hayal gücü, eğitim, oyun, çocukluk, tasarım, kültür, karmaşık sistemler, yapay zeka ve daha birçok konuya özgün bir anlatı çerçevesinde değiniyor. Popüler kültürün içine buncasına işlemiş ve artık geçmişini, kaynağını bile sorgulamaya gerek hissetmediğimiz bir objenin arkasında yatan hikayeyi birinci elden dinlemek ve tüm hepsinin ardında hayal edebileceğimden çok daha fazlasının olduğunu öğrenmek beni çok etkiledi. Örneğin Rubik’ın Küp’ün tasarımını tamamlayıp ilk kez çözmeye çalıştığı kısmı anlattığı bölüm, tanımlanması bunca kolay bir problemin çözümünün ne kadar zor olabileceğini göstermesi açısından çok güzeldi. Kitabın çevirisi Sinan Gürtunca tarafından yapılmış; akıcı bir okumayı mümkün kılan fakat aralarda düşük cümlelerin ve  birkaç kavram ve terimin garip çevirilerinin de olduğu orta seviye bir çeviri denebilir.

 

'Küp', okumayı en sevdiğim kitap türlerinden olan birinci elden anlatılar kategorisine çok güzel uyan, her sayfası yazarın hayatının, bizzat deneyimlediklerinin birebir yansıması olduğunu hissettiğiniz bir kitap. Bu tip kitaplar bana blog yazılarını çağrıştırdıklarından mıdır nedir, kurmacadan veya kurmaca dışı ‘bilgi yoğun’ kitaplardan çok daha samimi geliyorlar (bu kategoride olduğunu düşündüğüm benzer birkaç kitap üzerine zamanında bir şeyler daha yazmışım: 'Bilim Anlatıları Üzerine: Dört Kitap'). Bir insanın hayatına sığdırdığı deneyimleri, hiç tanımadığı birilerine böylesine açması da bir o kadar enteresan, fakat bir o kadar da insani...

Son olarak kitabın düzleminden çıkıp Rubik Kübe geri dönersek; birkaç yıldır fizikten, matematikten uzaklaşıp ‘çalışma hayatına’dönmüş biri olarak, geçmişin bu renkli problemlerini çözmeye kafa yormuyor olsam da çözümlerine dair bir şeyler okumayı, çalışmayı ve üzerine yine bir şeyler karalamayı çok özlediğimi fark ediyorum. Bu vesileyle birkaç haftadır kendime ‘emekliliğimde’ hedef koyduğum bazı konuları fırsat buldukça çalışmaya başladım. Bunlardan biri de matematikte soyut cebire dahil edilen, fakat matematiğin çok ötesinde de kendisine yer bulan ‘Grup Teorisi’. Üstelik takip ettiğim muhteşem ders (Visual Group Theory - Matthew Macauley - Youtube), grupları Rubik Küp üzerinden uygulamalarla anlatıyor. Ders, biraz temel matematik olgunluğu gerektiriyor olsa da, özellikle fizikte bir kaç derste çeşitli gruplarla karşılaşmış kişiler için konuyu gözünde canlandırmak için birebir bir fırsatç Yıllarca parçacık fiziğinde SU(2), SO(3), generator vs gibi kavramlarla sürekli karşılaştığım grupların ‘aslında ne oldukları’nı daha yeni yeni anlıyorum; meraklısına önerilir.

0
yorum

14 Şubat 2017 Salı

Kitap: Dünya'yı Döndüren Adam Galileo

Bu yıl daha fazla kitap okuyabilmek için uzun zamandır üyesi olduğum fakat bir türlü verimli kullanmayı beceremediğim Goodreads internet sayfasında kendime yıllık bir hedef belirledim. 2017 yılı boyunca toplam 40 kitap okuma hedefi koydum. Bu süreçte kendimi takip etmek ve yıllardır okuduğum her kitabın arkasında 'kendime' ufak da olsa bir not bırakma hedefimi gerçekleştirmek adına, okuduğum her kitabın sonunda kısa bir değerlendirme yazmaya karar verdim. İşte bu da Ocak ayında okuduğum, yılın dördüncü kitabı olan 'Dünyayı Döndüren Adam Galileo' kitabı üzerine karaladıklarım:

Tamamen rastlantı sonucu elime geçmiş olan bu kitap Galileo'nun hayatını detaylı bir şekilde öğrenmenin ötesinde biyografi türüne yıllardır ısınamamış biri olarak beni 'biyografik roman' türü ile tanıştırması anlamında benim için özel bir yere sahip oldu. 'Dünyayı Döndüren Adam Galileo' aslında bir 'biyografik roman' serisine ait bir kitap. Üniversite yıllarında herkesin rastladığına eminim; fakülteye stand açıp kutularla, seri şeklinde kitaplar satanlar oluyordu; bordo-siyah yayınlarının klasiklerinden, hiç duymadığınız yayınların ilginç kitaplarına kadar türlü türlü. Yöntemleri gereği herhalde bu kitaplara pek ilgi göstermezdim fakat bahsettiğim seri de işte tam da o standlarda birçok sefer elime gelmiş fakat almaya cesaret edemediğim kitaplardan.

Serinin yazarlarının tümü Rus; geçmişi Sovyetler zamanında 1933 yılında Maksim Gorki tarafından oluşturulan 'Büyük Adamların Hayatı' serisine uzanıyor. Dünya tarihini etkilemiş birçok karakterin hayatını müthiş detaylar ve usta bir dil ile, en önemlisi bunun hakkını verecek çok iyi bir çeviri ile Etkin Yayınları tarafından basılmışlar. Geçmişte okuduğum Jules Verne'in biyografisinin (Görülmezi Gören Adam Jules Verne) de bu seriden olduğunu sonradan fark ettim ve onun bende bıraktığı izlenim ve keyifli okuma deneyimini Galileo'nun biyografisinde de birebir tattım.

400'ün üzerinde sayfaya sahip bu eser internette tüm aramalarıma rağmen hakkında hiçbir şey bulamadığım 'Alfred Engelbertoviç Ştekli' adlı bir yazara ait. Tipik biyogafilerin aksine Galileo'nun iki nesil öncesinden hikayeyi anlatmaya başlamayıp direkt konuya giriyor, üniversitede hoca olarak çalışan Galileo ile ilk sayfalarda tanışıyoruz. Kitap boyunca Galileo'nun yaptığı çalışmalar, gözlemler ve bunları duyurmak için yayınladığı kitapları ve yazdığı mektupları tüm detaylarıyla öğreniyoruz. Üstelik bunu 'roman' dili ile bir anlatı şeklinde türün özelliği gereği. Galileo ve ona karşı çıkan birçoklarının mücadelesini gözlerken arka planda Floransa'da veya Padua'da güneşli bir günün ya da aldığı bir mektuba Galileo'nun verdiği içten tepkiyi de işliyor yazar metne. Fakat tüm bu 'yapay' detayların yanında kitabın ana akışını oluşturan olaylar, kişiler, bu kişiler arasında geçen yazışmalar, mektup metinleri, kitaplar ve kitapların sunuşu kuşkusuz müthiş bir araştırma ve kendini adamışlığın sonucu ortaya çıkabilecek detayda. Kitabı okurken 'bu kadarı da olmaz' diyerek defalarca kontrol etmeme rağmen hemen hemen her şey 'bilim tarihi' ile tutarlı ve özellikle tipik klişelerden fazlasıyla uzak.

Ancak Sovyet ekolünün mutfağından çıkabilecek detay ve işçilikte, buna karşın bir o kadar alçak gönüllükle yazılmış harika bir biyografik roman 'Dünyayı Döndüren Adam: Galiloe'. Serinin diğer kitapları ile de tanışmama vesile olduğu için de ayrıca benim için ayrı bir yere sahip olacak.

0
yorum

24 Haziran 2016 Cuma

Kitap Kulübü: Kanserin Biyografisi ve Bir Nobel'in Öyküsü

Geçen yıl başından beri kendime verdiğim sözlerden biri de gittikçe köreldiğini üzülerek gözlemlediğim kitap okuma alışkanlığımı tekrar kazanmak adına ilgilendiğim konularda 'tuğla' niteliğinde yazılmış, çoğu 'kurmaca-dışı'(non-fiction) kitaplardan her ay en az 1.5 tane okumaktı; yani iki ayda üç kitap. Ocak ayında istikrarlı bir başlangıç ile  birkaç kitap ve biyografi devirmeyi başardım da nitekim; fakat mart ayı itibariyle kendime verdiğim sözün yavaş yavaş etkisini kaybetmesiyle tekrar bir silkinip durum değerlendirmesi yaparak okumalara geri döndüm, bu vesileyle de elimden geldiğince burada kitaplara dair 'Kitap Kulübü' altında ufak tefek şeyler karalama kararı verdim.

Geçen ayın kitapları birbiriyle kısmen ilişkili; ortak noktaları kanser araştırmaları. Kişisel bir takım hassasiyetlerim nedeniyle de özellikle ilgi duyduğum bu konuyu enine boyuna ele alan, baş yapıt niteliğinde bir kitap 'Tüm Hastalıkların Şahı: Kanserin Biyografisi'(Domingo Yayınevi). Kendisi klinik bir onkolog (kanser uzmanı) olan kitabın yazarı Siddhartha Mukherjee 500 sayfalık kitabın her sayfasında tüm detaylarıyla müthiş bir 'gazetecelik', her hikayesindeki dokunuşuyla da 'yazar' kabiliyetini ortaya koyuyor. Kanser, insanlığın en büyük 'baş belası' olarak tarihin en eski zamanlarından günümüze kadar etkileri gittikçe büyüyen bir şekilde gelen, çok yakın zamanda muhtemelen sizin veya tanıdığınız birinin bu hastalıktan bir şekilde etkileneceği ön görülen "çaresiz" bir hastalık özelliği taşıyor. Kitapta hastalığın çeşitli türlerinin Ortaçağda Galen'in 'vücuttaki dört temel sıvı' yaklaşımıyla tedavi yöntemlerinden günümüzde genetik, biyokimyasal ve biyo-teknoloji yaklaşımlarıyla gelinen noktaları tüm detaylarıyla fakat yan tarafta kendi deneyimlerinden de yararlanarak müthiş bir kurgu ile ortaya koyuyor yazar. Kitapta anlatılanların bütününe baktığımda, bunun öncesinde bu ölçekte olacağını tahmin etmediğim müthiş bir 'bilimsel problem'le karşı karşıya olduğumu hissettim; üstelik bu problem sadece 'entellektüel' bir araştırma hazzının ötesinde doğrundan insanlığa pratik çözümler sunabilecek bir nitelikte. Bir taraftan da elde edilen tüm gelişmelere rağmen kanser olgusunun korkunç bir karmaşıklığa ve buna karşı geliştirilecek 'çözümün' de müthiş bir çaba ve devrimsel bir atılıma gerek duyduğunu fazlasıyla hissettim. Kitabın önemli bir kısmını oluşturan Amerika'da 60-70'lerde kansere karşı açılan savaşın yapılan tüm araştırma ve yatırımlara rağmen hala kazanılamamış olması, üstelik ortalama insan ömrünün uzaması ve sigara kullanım alışkanlıklarında gözle görünür bir değişimin olmaması nedeniyle kanser vakalarının gittikçe artıyor oluşu gerçekten endişe verici. Kitabı okuduktan sonra kitaptan yola çıkarak hazırlanmış, toplam 6 saatlik PBS belgeseli 'Cancer: Emperor of All Maladies' kitapta geçen karakterleri tanımak ve gerçek hikayelere tanık olmak adına benim için epey etkili oldu.

İkinci kitap 2015 Nobel Kimya ödülünü DNA onarım mekanizmaları üzerine yaptığı araştırmalar sayesinde kazanan bilim insanımız Aziz Sancar'ın Orhan Bursalı tarafından kanımca 'epey aceleye getirilmiş' biyografisi: Aziz Sancar ve Nobel'in Öyküsü (Kırmızı Kedi Yayınevi). Kitabın, Aziz Sancar ile uzun zamandır yakın bir ilişkisi olduğu her bir satırından gözümüze sokulduğu fakat bu yakınlık sayesinde Aziz Hoca'nın doğrudan kendi katkılarının da olduğu güzel bir okuma olduğunu itiraf etmeliyim. Anlatım tarzına ilk etapta alışmak konusunda epey zorlansam da bir noktadan sonra bunlara takılmadan Aziz Hoca'nın Nobel'e giden müthiş hikayesini ve olağan üstü azmini detaylıca kavrama fırsatım oldu. DNA onarım mekanizmaları ve kitabın son kısımlarına doğru bunun özellikle kanser araştırmalarına dair öngördüğü potansiyel tedavi yöntemleri, bunlar altında yatan biyolojik ve biyokimyasal altyapıları 'anlaşılır' olsun diye epey üstün körü geçilmiş; hedefi böylesi bir bilim insanını Türkiye'de geniş kitlelere tanıtmak olan bir kitap için belki de makul bir yaklaşım. 'Magazinel' bir biyografiden ziyade tüm bu araştırmalarını detaylıca ele alan bilimsel bir biyografi okumayı yeğlesem de eldeki ile şimdilik yetinmek gerekecek gibi duruyor.

Sıradakilere gelirsek; şu anda elimde beni iddialı başlığı ile uzun zamandır heyecanlandıran Nick Lane'in 'Yaşam Neden Var?' (Koç Üniversitesi Yayınları) kitabı ve geçen günlerde tesadüf eseri elime geçen usta yazar Oliver Sacks'ın çocukluğunda kimya ile ilişkisi üzerinden anlattığı güzel bir yaşantı 'Tungsten Dayı' (Yapı Kredi Yayınevi). Bu ikisi de bir sonraki Kitap Kulübü'nün konusu olacaklar.

5
yorum

15 Haziran 2014 Pazar

Bilim Anlatıları Üzerine: Dört Kitap

Yazın gelmesiyle hangi dergiye ya da gazetelerin kitap eklerine baksam ‘Yaz İçin Okuma Önerileri’ başlıklı bir yazı ile karşılaşıyorum.. Son zamanlarda elime geçen iki kitaptan da yola çıkarak geçmişte beni samimi dili ve kurgusuyla etkilemiş birkaç bilim kitabından bahsetmek istedim bu yazıda.. Bu da benim ‘Yaz İçin Okuma Önerilerim’ olsun..

 

Bilim kitapları genelde bir konu üzerine detaylı bir ‘araştırma’ niteliğinde, genelde ulaşılabilir bir dille fakat çoğu zaman ‘bilgilendirici’ bir tonda karşımıza çıkıyor.. Böyle kitaplar o konuda bilgilenmek ve nispeten ‘ansiklopedik bilgi’ edinmek adına oldukça işe yarayorlar fakat bilim ve bilimsel araştırmanın ‘insani’ yönüne çoğu zaman teğet geçiyorlar.. İnsani yönünden kastım, katı objektif bir üslubun ötesinde, yazarın ya da bilimsel çalışmayı yapanın görüşlerini, yorumları ve eleştirilerini kendi bakış açısından çoğu zaman yılların getirdiği deneyimle samimi bir şekilde paylaştığı bir tarzdan bahsediyorum.. Günümüz modern bilim yazını, bilimsellik ve objektiflik adına her ne kadar bundan uzaklaşıyor olsa da Tübitak Yayınlarının en güzel kitaplarından biri olan Galileo’nun Buyruğu’ndaki ruhla, bilimin heyecanını, merak etmenin ve öğrenmenin keyfini bir ‘anlatı’ şeklinde kurgulayan değerli yazarlar ve kitapları, yazının konusu..

 

Bu kitaplarından ortak özelliğini Salinger’in iyi kitapları ayrmanın yönemi olarak söylediği “Beni bir kitapta en çok şu etkiler: kitabı bitirdiğinde kitabın yazarının senin en iyi arkadaşın olduğunu düşünüp onu istediğin zaman arayabileceğini bilmeyi istersin.. Fakat bu çok sık olmaz..” (Çavdar Tarlasında Çocuklar') cümlesinden esinlenmek gerekirse; bu kitapların yazarının her birini yakından tanıyıp, karşısına geçip sabahlara kadar dinlemeyi, bilgilerinden, deneyimlerinden, hikayelerinden yararlanmayı öylesine isterdim ki.. Bunu en değerli mirasları, kitapları üzerinden nispeten yapabilmek bile mutluluk verici..

 

5Bu kitaplardan birincisi, astronomi tutkusunu en güzel şekilde dile getirdiğini düşündüğüm, amatör astronom Charles L. Celia’nın ‘Yıldızların Altında Bir Yıl’ kitabı.. ‘Bir Amatör Astronomun yıldızlarla dolu gökyüzünde dört mevsimlik yolculuğu’ alt başlığı taşıyan kitapta, yazarın yetişkinlik döneminde, çocukluk merakı astronomiye geri dönme macerası konu ediliyor. Ocak ayında tekrar gökyüzüne merak sarmasıyla hemen ardından kendisi için amatör bir gözlemevi kurma planları yapmaya başlıyor ve bütün süreci, aralarda ay ay gökyüzünü, takımyıldızları ve bir çok gökcismini harika bir dille anlatarak ilerliyor yazar. Kitabın belki de tüm diğer örneklerinden farkı, astronomiyi anlatırken “özne”yi dışarı atmaması, bütün süreci kendi hayalleri, tutkuları, hayal kırıklıkları ve sevinçleriyle anlatıyor olması. Kitap bir amatör astronomun iç ve dış dünyasını muhteşem bir şekilde gözler önüne seriyor.

 

1İkincisi, benim için ‘bilimsel anlatı’ türünün geldiği en üst noktalardan birini temsil eden, okuduğum her sayfadan müthiş keyif aldığım matematik üzerine yazılmış bir kitap: 50 Soruda Matematik.. Eskişehir Üniversitesi’nden Şahin Koçak hocanın yazdığı ve matematiğin ‘ne olduğu’ üzerine tarihten, edebiyata, bilimden, kültür tarihine çok zengin bir arka plan ile sunduğu bir başyapıt.. Günümüzün ‘hazır bilgi’ anlayışını çağrıştıran başlığına takılmamanızı öneririm, zira Bilim ve Gelecek’in bu serisindeki diğer kitaplardan dahi nasıl ayrıldığını kitabın en başındaki çerçi ve çekirge arasında geçen diyalog ile açığa koyuyor yazar.. Kitapta matematik en baştan inşa ediliyor; yeri geliyor Yunus Emre’den bir alıntı, yeri geliyor bir Bektaşi fıkrası, kimi zaman da Matematik tarihinin devlerinin hayatından anektodlar.. Ama hepsi belli ki Şahin Hoca’nın yıllarca biriktirdiği ‘bilgeliğinin’ kelime klime yansıması.. Kitap ilk yayınlandığında Matematik Dünyası dergisinde, kitabı okuma nezaketi bile gösterilmeden söyleşi yapılmıştı kendisiyle.. Kitabı bitirdiğimde böyle gidip kendisiyle kitabına dair bir röportaj yapamk aklıma gelmişti ama o söyleşiyi görünce hevesim epey kırılmıştı.. Matematik Köyü’nde arada ders verdiğini biliyorum Şahin Hoca’nın; gidip dinlemek gerek..

 

2Bir diğeri, daha çok yeni bir kitap: ‘Uçun Kuşlar Uçun’, Sargun Ali Tont’un.. Zamanında NTV Bilim Dergisi’ndeki birbirinden güzel yazılarla her ay bizi mutlu ederdi Sargun Hoca, ardından bir de güzel bir kitabı yayınlanmıştı NTV Yayınlarından: ‘Solucanlara Piyano Çalan Adam’ diye.. Doğa tarihi ve bilim üzerine, deneme ve anlatı üslubunda biribirinden ilginç ve keyifli yazılardan oluşuyordu bu yazılar..  Yeni kitap da aynen bu geleneği devam ettiriyor; kitabın alt başlığından da anlaşılacağı üzere: ‘Doğa Sevgisi ve Bilim Üzerine’.. Henry David Thoreau’nun “Cennet başımızın üstünde olduğu kadar ayaklarımızın altındadır da…” sözü ile açılan kitabın, bin bir çeşit konuda, yazarın bilge sesi ve bilgi birikimiyle tarih, edebiyat ve müziğin birleşerek her paragrafının bir şiir yoğunluğunda olduğunu iddia edebilirim..

 

3Dördüncü kitap ise fizik üzerine, Fransız bir fizikçi Sebastien Balibar’ın ‘Atom ve Elma’ kitabı.. ODTU Yayıncılık taraafından geçen senelerde yayınlanan bu kitap, profesyonel bir fizikçinin gözünden ‘Çağdaş Fizik Dünyasından On İki Hikaye’yi anlatıyor.. Marie Curie’den aşağıdaki alıntıyla açılıyor kitap:

 

“Ben, bilimin muazzam güzellikte bir şey olduğunu düşünenlerdenim. Bilim insanı, sadece laboratuarında çalışan bir teknisyen değildir; o aynı zamanda karşısına masallar çıkan bir çocuk gibi, doğanın fenomenleriyle karşılaştığında büyülenen biridir.”

 

Olbers Paradoksundan, Newton’un Çekim Yasasına, Kuantum Mekaniğinden Katı-hal ve İstatistiksel Fiziğine birçok ilginç konuyu, kendi deneyimlerinden yola çıkarak bir ‘bilimsel anlatı’ şeklinde kurgulamış yazar.. Sözü geçen araştırma alanlarından bir kısmında kendisi epey yetkin olduğundan, bu konularda söyleyeceği epey şey, anlatacağı birçok ilginç hikaye bulunuyor..

 

4Son olarak artık Tübitak’ın vasat yayıncılık anlaşı nedeniyle ancak sahaflarda bulunabilse de bu liste dışında bırakamayacağım bir kitap, Hikmet Birand’ın ‘Alıç Ağacı ile Sohbetler’ kitabı.. Anadolu’nun engin düzlüklerinden kendi başına ufku izleyen bir alıç ağacı ile doğa tarihi ve bitki biyolojisi üzerine müthiş bir diyalog bu.. Dünya’daki ilk yaşamın oluşmasından bitkilerin evrimi ve gelişmesiyle kendi hikayesini anlatıyor Alıç Ağacı soru-cevap şeklinde..Dilinin  sadeliği ve etkileyiciliği sayesinde kendinizi gerçek bir ağaçla söyleşir gibi hissediyorsunuz bir vakitten sonra; otobüste giderken camdan gördüğünüz uzaktaki alıç ağaçlarına selam verir oluyorsunuz kitabı okuduktan sonra.. Sahaflarda da tükenip, tarihe gömülmeden bu kitaba kitaplığınızda bir yer açın.. [Güncelleme:  Bu yazıyı yayınladıktan kısa bir süre sonra Alıç Ağacı ile Sohbetler Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından tekrar yayınlandı.]

 

Geçen aylarda Celal Şengör hocanın bir yazısında, sağda solda yazdığı genel bilim yazılarının pek bir şe yaramadığını, kimsenin bunlardan pek yararlanmadığını düşündüğünü yazmıştı.. Halbuki ne kadar da yanılıyor diye düşünmüştüm; bu insanların bilim ve doğa üzerine, kültür üzerine yazdıklarıyla beslenip, ayakta kalıyor, gelecek için hayaller kurabiliyoruz aslında.. Kitap gibi okyanusa fırlatılmış bir cam şişeden farkı olmayan bir şey, bunun değerini bilip kendi hayatına, bildiklerine eklemek için can atan beyinlere bir şekilde ulaşıyor aslında.. Birilerinin, bir yerlerde hala bu konular üzerine yazıyor olduğunu bilmek gerçekten güven ve mutluluk verici..

 

Bunların yanında,son zamanlarda elime geçen, fakat oturup birşeyler yazabilecek kadar ilerleyemediğim birkaç bilim kitabını da yazmadan geçemeyeceğim:

 

- Bilgi ile Sohbet / Celal M. Şengör (Türkiye İş Bankası Yay.)

 

- Merak – Bilim Nasıl Herşeyle İlgilenir Oldu? / Philip Ball (Kollektif Yayınlar)

 

- Beyin Nasıl Okur? Okumanın Bilimi ve Evrimi / Stanislas Dehaene (Alfa Bilim)

 

- Napolyon’un Düğmeleri – Dünya Tarihini Değiştiren 17 Molekül /Penny Le Couteur, Jay Burreson (Metis Bilim)

 

- Doğa Araştırmaları – Seneca (Jaguar Yay.)

 

- Başka Dünyalar – Bilim Kurgu ve Hayal Gücü / Margeret Atwood (Kollektif Kitap)

 

- Periyodik Tablo – Hayatta Kalma Öyküleri / Primo Levi (Kırmızıkedi Kitap)

 

- Büyük Bilimsel Deneyler / Rom Harre (Say Yay.)

Paylaş!

 

Copyright © 2010 Gök Günce | Blogger Templates by Splashy Templates | Free PSD Design by Amuki