3
yorum

30 Kasım 2015 Pazartesi

Yazı-Tura atmak ne kadar rastlantısaldır?

"Bir şeyi dünyadaki en aşikâr şey olarak görmeye başladığımızda, bunu anlamak için sarf edeceğimiz tüm çabayı bir kenara iteriz..." Bertolt Brecht

Matematik ve fizikte bazı şeyleri günlük hesaplamalarda veya daha karmaşık kavramları temellendirmek için kullandığımızda, çoğu zaman ‘aşikarlığını’ sorgulamadan, içgüdüsel olarak belki de ‘daha başka ne olabilirdi ki?’ diyerek yolumuza devam ederiz. Fizikte yüksek lisans seviyesinde bir takım şeyleri kavramaya çalışma sürecimde nedense bahsettiğim ‘aşikar' şeyleri anlamak için özel bir çaba sarf etmem gerektiğini hissediyorum son zamanlarda. Tıpkı dün karşılaştığım ve sonucunu gördüğümde sandalyemden az kalsın düşe yazdığım basit kavram gibi: ‘yazı-tura atmak gibi mekanik bir süreç ne kadar veya neden rastlantısaldır?’.


Fizikte en sevdiğim şey olabildiğince karmaşık görünen olguları çok basit modeller yardımıyla ‘karikatürünü çizmek’, ardından bunu belli varsayımlar altında çözüp gerçek durum hakkında yorumlar yapmak. Yazı-tura atışına baktığımızda bu mekanik süreci etkileyen birçok karmaşık süreçten bahsedebiliriz. Örneğin hava direnci, kütle-çekimi, paranın düştüğü yüzeyin esnekliği, ilk hız (hem yukarı doğru olan doğrusal hız, hem de dönmeyle ilişkili açısal hız), cismin kütle dağılımı vs vs.. Bir takım akla uygun basitleştirmeler ve kontrol edilebildiğini düşündüğümüz bir deney ortamı kullanarak hava direncinin, yüzey esnekliğinin ve kütle dağılımının temel modelimiz için çok da önemli olmadığını söyleyebiliriz. Geriye kalan, yukarı doğru olan doğrusal $v$ hız ve açısal $\omega$ hızının hemen hemen tüm dinamiği belirlediğini göreceğiz.

Modelimizi aşağıdaki gibi kurarsak: parayı, attığımızda doğrusal hızı sayesinde belirli bir yüksekliğe kadar çıkıp, aynı seviyede bekleyen elimize düşeceğini düşünüyoruz. Bunu yaparken bir taraftan da atış sırasında verdiğimiz ilk $\omega$ açısal hızıyla para dönüyor..


Paramızın iki yüzü var: H: Heads (Yazı), T: Tails (Tura). Paranın ilk $v$ hızı etkisiyle yapacağı hareket bariz bir 'dikey atış problemi' ve ilk baştaki yüksekliğini $y(0)$ ve açısal konumu $\theta(0)$'ı sıfır olarak kabul edip, $\tau$ kadar zaman sonra aynı yüksekliğe geri geldiğini, bu süreçte de yatay olarak harekete başlayan $(\theta(0) = 0)$ paranın $\tau$ süre sonra açısal konumu(oryantasyonu) $\theta(\tau)$ olacağını söyleyebiliriz. Buradaki $\theta$ paranın açısal olarak aldığı yola karşılık geliyor ve örneğin bir saniyede 1 dönüş yapan bir para için açısal hız 360°/s veya açıyı radyan cinsinden ölçtüğümüzde $2 \pi$ $  rad/s$ olduğunu söylüyoruz (Fizikte açı hesabında genelde radyan kullanılır). Paranın havada kalma süresinin lise matematiğiyle $$\tau = \frac{2v}{g}$$ olduğunu söyleyebiliriz. Bu sürede paranın ne kadar yol aldığını ise $$\theta(\tau) = \omega \tau = \omega \frac{2v}{g}$$ olarak buluruz. Buradan yola çıkarak ilk baştaki parametrelerimiz olan $v$ ve $\omega$ arasında temel bir ilişki olduğunu kolaylıkla görebiliriz: $$\omega v = \frac{\theta g}{2}$$ Fiziksel bir sistemin dinamiğini anlamak için öncelikle kritik noktalar dediğimiz sistemin davranışının kırıldığı (değiştiği), hassas noktalardaki durumları inceleriz. Bu problemde bu noktalar paranın dik konumda olduğu yani $\theta$ açısının sırasıyla 90°, 270°, 450°, 630°'ye radyan olarak karşılık gelen $$\frac{\pi}{2}, \frac{3 \pi}{2}, \frac{5 \pi}{2}, \frac{7 \pi}{2}... $$ olduğu durumlara bakalım.

Bu durumlar için yukarıda bahsettiğimiz ilk koşullar arasındaki ilişki, yani $\omega$$v$ çarpımı sırasıyla şöyle olacak: $$\frac{\pi g}{4}, \frac{3 \pi g}{4}, \frac{5 \pi g}{4}, \frac{7 \pi g}{4} ... $$Bu değerlere karşılık gelen $\omega$ ve $v$ değerlerini görmek için bir grafik çizersek şöyle bir şey elde ederiz:


Grafiğin yatay ekseni parayı yukarı attığımız doğrusal hız $v$'yi, dikey eksen de açısal hız $\omega$'yı gösteriyor. Attığımız paranın sadece $\frac{\pi}{2}$ kadar yol aldığı durumda yani yalnızca dörtte bir tur atarak elimize düşdüğü durum $\theta (\tau) = \frac{\pi}{2}$ hiperbolik eğrisini tanımlıyor ve tam eğri üzerindeki $\omega$ ve $v$ değerleri bize 'dik düşen' parayı veriyorlar. Parametreleri bu kadar hassas ayarlayarak fiziksel olarak bu eğri üzerine düşmemiz çok çok güç. O yüzden eğrinin dışındaki bölgeye bakalım: eğrinin hemen altındaki doğrusal ve açısal hız değerleri dönüşün $\frac{\pi}{2} $'den (90°) daha az olduğu, (ilk başta sıfır dereceden başladığımızı düşünürsek) başta başladığımız yüz yine üstte kalacak şekilde elimize düşeceğini, yani sonucun Heads - H olacağını; eğrinin üstü ise $\theta$ açısı $\frac{3 \pi}{2}$ (270°) olana dek paranın ters yüzü yani Tails - T'nin elimize düşeceğini söylüyor. Her bir dik gelme durumu olan $\theta(\tau) =  \frac{3 \pi}{2}, \frac{5 \pi}{2}, \frac{7 \pi}{2} ...$ değerlerini de aynı grafiğin üzerine çizersek aşağıdaki gibi bir resim karşımıza çıkıyor.


Pembe renkli bölgelerdeki ilk hızlara karşılık olarak paramız Yazı (Heads), beyaz bölgelerdeki parametrelere karşılık da paramız Tura (Tails) geliyor. O zaman problem çözüldü, dağılabiliriz! Bu sonucu gördüğümde ilk aklıma gelen soru: "Nasıl yani? Madem olayı mekanik olarak bu kadar basit bir şekilde çözebiliyoruz ve başlangıçta verdiğim ilk hız değerlerine göre paranın yazı mı yoksa tura mı geleceğini bilebiliyorum, o zaman 'olasılık' veya 'rastlantısallık' bunun neresinde?" Elde ettiğimiz resim her ne kadar çok temiz ve açıklayıcı görünse de aslında 'şeytan detaylarda saklı'.

Yukarıdaki grafikte yatay eksendeki değerlere baktığımızda 1 m/s'den 15 m/s'ye kadar değişen değerleri görüyoruz. Dikey eksen de 1 radyan/s dönüş hızından, 15 radyan/s dönüşe kadar uzanıyor. Peki tipik bir yazı tura atışında biz paraya ne kadar bir hız veriyoruz? Bu işin üstadı Persi Diaconis'in yaptığı deneyler göstermiş ki verilen doğrusal hız ($v$) tipik olarak 2-3 m/s arasında yani grafikte görebildiğimiz aralıkta. Fakat verdiğimiz açısal hız ise saniyede 36-39 dönüş (radyan olarak 225-250 radyan/s) kadar yüksek bir hız; dolayısıyla fiziksel olarak gerçekleşen parametrelerin değerini yukarıdaki grafikte göremiyoruz. O zaman ölçeği büyütelim, öyle bakalım:


Kırmızı kutuyla gösterilen bölge tipik olarak bir yazı tura atışında elimizle paraya verdiğimiz 2-3 m/s doğrusal hız ile saniyede 225-250 radyan dönüş açısal hız aralığında sistemin nasıl davrandığını gösteren bölge. Gri bölgeler yazı, beyaz alanlar tura gelme durumunu veren parametre bölgeleri. Bu aralığa biraz daha yaklaşalım:


Gördüğünüz gibi yazı ve tura bölgeleri oldukça dar bantlar şeklinde birbirini takip ediyor. Doğrusal hızdaki 0.1 m/s'lik bir değişim dahi parayı gri olan yazı bandından çıkarıp beyaz- tura bandına geçirebiliyor. Sonucun doğrusal hızdaki değişime bağımlılığı açısal hıza bağımlılığından çok daha hassas. Yeşil ok ile gösterilen açısal hassasiyet, yani diğer banda geçmemize neden olan karakteristik değişiklik, kırmızıyla gösterilen doğrusal hassasiyetten daha az etkili. Bu resme bakarak aslında olay açıklığa kavuşuyor: Parayı attığımızda her seferinde elimizle kontrol edemediğimiz başlangıç hızındaki rastlantısal değişiklikler sonunda kendisini tamamen rastlantısal bir sonuç veren bir sürece neden oluyor. İlk hıza bu kadar hassas bir sistemin sonunda yazı mı yoksa tura mı geleceğini kesin olarak söyleyemeyip bunun rastlantısal bir süreç olarak tarif ediyoruz.

Konuyu yukarıda epey kabaca tanımladık aslında. Bunun altında çok derin matematiksel kavramlar yatıyor diyebilirim. Başlangıç koşullarının zamanla ortadan silinip, sistemi 'rastlantısal' bir sisteme dönüştüren bir takım mekanizmalar iş başında aslında, ki bunları ilk olarak 19. yy'ın sonunda ünlü Fransız deha Henri Poincaré incelemiş. Ardından bu süreçlerin altında yatan fiziğe dair 1905'de Einstein'ın 'Brownian Motion' makalesi var.. Fakat belki de en ilginci, yazı-tura probleminin bu kadar basi bir mekanik modelinin kurulup incelenmesi için 1986 yılına kadar beklemek gerekmiş.. Diğer hepsine tamam da işte buna hayret etmemek elde değil!

Konuyla ilgili ileri okumalar yapmak isteyenlere:

1986'da yayınlanan ilgili makale: J. B. Keller. (1986) The probability of heads, American Mathematical Monthly, 93:191-197

Persi Diaconis'in konuyla ilgili müthiş konuşması: The Search for randomness

Numberphile'da yine P. Diaconis ile yapılan güzel bir video: 'How random is a coin toss?'

*Yazıda kullanılan grafik ve görseller Coursera'daki Dr. Santosh S. Venkatesh'in müthiş olasılık dersi Probability'nin ders notlarından alınmıştır.
0
yorum

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Gökyüzü Bülteni Ağustos 2015 sayısı ile yayında!

Gökyüzü Bülteni Ağustos 2015 sayısı ile yayında! Geniş bir ekip ve tamamen özgün bir içerikle hazırladığımız bülenin bu ayki kapak konusu: 'Astrobiyoloji: Güneş Sisteminde Yaşam Olasılığı'. Güneş Sisteminden yola çıkarak yaşam olasılığı barındıran yerlere etraflıca eğilip, bu alanda aktif aratırmalar yürüten Dr. Betül Kacar ile gerçekleştirdiğimiz röportajla 'taçlandırdığımız' bu sayıda ayrıca geniş bir haberler bölümü yer alıyor.


Bülteni olabildiğince etrafınızdaki ilgili/meraklı kişilere yönlendirerek bize destek olabilirsiniz.

Bülteni ISSUU üzerinden çevrimiçi olarak okuyabilirsiniz:
Bülteni PDF (29MB) olarak indirmek için tıklayınız.

Bültenin sayılarının her ay e-posta kutunuza gelmesi için şu adresten ücretsiz abone olabilirsiniz: http://www.astronomi.org/?page_id=399

Gökyüzü'nüz açık olsun!

0
yorum

10 Temmuz 2015 Cuma

Gökyüzü Bülteni Temmuz'15 sayısı ile yayında!

Geçen ay tekrar yayınlamaya başladığımız Türk Astronomi Derneği Aylık Bülteni Gökyüzü, Temmuz 2015 sayısı ile bu sefer daha zengin içeriği ve birbirinden ilginç yazı ve fotoğraflarıyla yayında! Aylık bir yayın yapmak, biri daha bitmeden bir sonraki için planlar yapmayı ve sürekli çalışmayı gerektirse de ortaya çıkan ürün ve bunun üzerine aldığımız yorumlar ve geri dönüşler tüm bu süreci fazlasıyla değerli kılıyor. Gökyüzü'nün editörlüğünü üstlendiğimde hedef olarak koyduğum 'içerik olarak %100 özgün bir dergi' konusunda bu sayı ile birlikte çok iyi bir aşama kaydettiğimize inanıyorum. Bu sayıda birebir çeviri yerine tamamı derleme şeklinde hazırlanmış haberler, 'Astronomi ve Astrofizik' çalışmaları yürüten öğrenci ve araştırmacılara ayırdığımız köşede kişilerin kendi çalışmalarını ulaşılabilir bir dille aktardıkları yeni bir bölüm ve Plüton dosyasındaki tüm yazıların hepsi katkı koyan kişiler tarafından yoğun araştırma ve birçok kaynak üzerinden özgün derlemeleri sayesinde ortaya çıktı.

Bülteni ISSUU üzerinden online okumak için:

Bu sayı ile aynı zamanda okurlara, bültenin önümüzdeki sayılarında yayınlanmak üzere gönderecekleri özgün katkılar konusunda bir çağrıda da bulunduk. Özellikle astronomi ve astrofizik alanında çalışan öğrenci ve araştırmacıların çalıştıkları konular veya güncel haber derlemeleri konusundaki katkılarını, amatör astronomların amatör astronomi konusundaki yazıları ve gökyüzü fotoğraflarını her ayın 25'ine kadar gokyuzu@tad.org.tr e-posta adresine bekliyoruz.

Gökyüzü'ne katkı sağlayan ve destek olan harika bir ekiple var ettiğimiz Gökyüzü Bülteni'ni daha fazla kişiye ulaştırmak adına etrafınızdaki kişilerle paylaşırsanız çok mutlu oluruz!

Bülteni PDF olarak  (18 MB) indirmek için tıklayınız.

Bültenin sayılarının her ay e-posta kutunuza gelmesi için şu adresten ücretsiz abone olabilirsiniz: http://www.astronomi.org/?page_id=399
0
yorum

30 Haziran 2015 Salı

Temmuz’a 1 saniye ‘geç’ giriyoruz!

Son günlerde haberlerde bahsedilen 30 Haziran’da gerçekleştirilecek olan evrensel saate yapılacak 1 saniye eklemesine saatler kaldı! Bu kafa karıştırıcı durumu açıklamak adına 2008’deki ekleme sırasında yazdığım yazıyı güncelleme ihtiyacı hissettim. Akla şu sorular geliyor: 1 sn eklemek de neyin nesi? Hangi zamana ekliyoruz bunu ve kim hangi hakla ekliyor ?

 

clock_screen01

 

Dünya üzerinde özellikle hassaslık gerektiren işlerin birbiriyle senkronize hareket edebilmesi için herkesin ortak bir saati kullanması çok önemli. Özellikle günümüz uzay çağında çoğu kritik işlemin uydular aracılığıyla yapıldığı bir dönemde aradaki bir zaman senkronizasyon problemi devasa problemlere yol açabilir. Çok öncelerde zaman tayini usturlab ve sekstant gibi aletlerle ölçümler aracılığıyla yapılır, ardından belirli merkezlerden saat sinyali şeklinde duyurulurdu. Bu çalışmaları Türkiye'de 70'li yıllara kadar Boğaziçi Ünv. Kandilli Rasathanesi üstlenmişti.

 

Gelişen teknoloji ve ihtiyaçlar göz önüne alınarak eski ölçümler yerini atomik saatlere bıraktı. Atomik saatlerde zaman tayini ve saniye ölçümü için sezyum atomunun titreşimleri, rubidyum atomunun bozunması ve yıldızlardaki hidrojenin salınımlarının ölçümü gibi bir çok teknik kullanılıyor. Örneğin bunlardan biri olan Sezyum atomu tekniğinde 1 saniye , sezyum atomunun uyarılmış en alt iki seviyesi arasında 9,192,631,770 kez salınması sırasında geçen süre olarak standardize edilmiştir.

 

fountain.foto_02

Amerika Ulusal Standardlar ve Teknoloji Enstütü'sündeki F1 Cesium Fountain Atom Saati (2014 Nisan ayı itibariyle paralel olarak daha hassas NIST-F2 saati de devreye alındı)

 

Atom saatleri hakkında kısa bir bilginin ardından 30 Haziran’da bizi bekleyen 1 sn eklenmesi konusuna dönelim. Yukarıda bahsettiğim atom saatlerinin hassaslığı 200 milyon yılda 1 sn'den daha az. Fakat Dünya'nın kendi ekseni etrafında dönüşü bu kadar hassas mı? Yani yıldan yıla bizim "1 gün" olarak adlandırdığımız zaman aralığı atom saatlerindeki hassaslık aralığında mı değişmiyor? Buna cevabımız hayır. Dünya'nın kendi ekseni etrafında dönüşü çeşitli etkiler nedeniyle (çalkalanan sıvı çekirdeği, okyanusların hareketi, kutup bölgelerindeki buzulların erimeleri, Güneş ve Ay'ın gelgit etkileri) her gün farklı sürelerde olmakta ve bu zaman aralığı günde atom saatlerinden ortalama 2 milisaniye (saniyenin 500’de biri) geri kalmaktadır. Yani Dünya'nın dönüşü gittikçe yavaşlamaktadır. Bu yavaşlama nedeniyle şu anda Dünya'nın dönüşü, atom saatlerini bir  saniyeden az bir süreyle geriden takip etmektedir.

 

Bu iki zamanı birbiriyle eşitlemek çok önemli; çünkü bu aralık açıldıkça problemlerle karşılaşıyoruz. Bu yüzden 1972 yılından beri belirli aralıklarla atom saatlerine 1 saniyelik sıçrama süresi ekleniyor. En son ekleme 2012 yılında olmuştu ve o tarihten beri yukarıda belirttiğim gibi atom saati ile Dünya'nın dönüşüne göre olan saat arasındaki zaman farkı bir saniye mertebesinde açıldı (tam değere erişemedim).

 

Uluslarası olarak saatin doğru tutulmasından sorumlu olan Uluslararası Dünya Dönüş ve Referans Sistem Servisi tarafından belirlendiği şekliyle, 30 Haziran'da Londra Greenwich'teki Evrensel Zamana göre saat 23:59:59'ı gösterdiğinde 1 sn beklenecek, saatler bir kereliğine 23:59:60'ı ve ardından 00:00:00'ı gösterecek. Yani Temmuz ayına 1 sn geç gireceğiz. Bu bizim saat dilimimizde ise 3 saat sonra yani 02:59:60 anında olacak (Türkiye yaz saati ile UTC+3 saat diliminde olduğundan).

 

Geçmişteki ‘saniye ekleme’ uygulamalarının özellikle bilgisayar ağları tabanlı birçok sistemin sorunlu çalışmasına neden olduğu biliniyor; bu seferkinin ne gibi problemlere yol açacağına dair birçok yerde spekülasyonlar dönüyor (ilgili bir yazı), izleyip göreceğiz. Bir sonraki ‘saniye ekleme’ işleminin ne zaman gerçekleşeceğini Dünya’nın dönüşünü etkileyen faktörlerinin karmaşıklığı ve ön görülmesinin zorluğu nedeniyle bilmiyoruz fakat ilginç bir şekilde geçmişte neredeyse yılda bir gereken eklemelerin periyodu gittikçe artmaya başlamış durumda. Uzun lafın kısası, bu gece ‘fazladan yaşayacağınız’ 1 saniyenizin keyfini çıkarın!

 

Kaynak: NASA Explains Why Clocks Will Get an Extra Second on June 30

1 yorum

11 Haziran 2015 Perşembe

Gökyüzü Bülteni yayında!

Çocukluğumdan beri bir alışkanlığım var ki yıllardır kaybetmediğim, her ayın birinci gününü iple çekerim: o ay yayınlanacak, takip ettiğim dergilerin bir an önce yeni sayısını alıp eve gidip köşeme kurularak keyifle okuyayım diye...

 

Çocukluğumda Doğan Kardeş, Milliyet Çocuk dergileri ve içindeki eğlenceli yazılar, ödüllü bulmacalar... Ardından ortaokul yıllarımda Bilim ve Teknik Dergisi ile bilmenin, Atlas Dergisi ile de keşfetmenin hazzıyla tanışmıştım. O sıralar sıkı bir bilgisayar oyuncusu olarak ayın ilk gününü sektirmediğim Gameshow, Level, PC Net ve Chip dergilerini de anmak gerek elbet.. Ardından Fen Lisesi yıllarımdan bu yana elimden düşürmediğim Matematik Dünyası geliyor; her sayısının başında Ali Nesin'in motive edici bir yazısı ve üç ay boyunca içinden çıkmak için bin bir savaş verdiğim çetin ceviz matematik yazıları... Ardından orjinalini okuyabilmek için Almanca öğrenmeyi dahi göze aldığım GEO ile tanıştım ve her bir sayısında birbirinden ilginç hikayenin peşi sıra dolaşan 'serbest yazarlara' imrenip durdum.. Yakın zamanda Magma Dergisi ile de yeryüzü ve maceranın çağrısına kulak verir oldum. Bunların yanında üniversite dönemimde astronomiye merak saldğımda ilk koştuğum kaynaklar gene dergiler oldu... Sky&Telescope, Astronomy Magazine, Sky at Night, Ciel et Espace ve Sterne und Weltraum vs vs... Bir gün bir arkadaşım beni denemek için olsa gerek 'şu anda yaptığın işlerle uğraşmıyor olsaydın, en çok ne yapmak isterdin?' dediğinde ben düşünmeden 'bir dergi ile uğraşmak isterdim' demiştim. Nerden bilebilirdim ki bu kadar istediğim şeyin beni bu kadar erken bulacağını…

 

Gokyuzu_Kapak

 

Lafı uzatmadan sadede gelmek gerekirse, yakın zamanda Türk Astronomi Derneği'nin aylık yayınlanan bülteni Gökyüzü'nün editörlüğünü üstlendim ve yaklaşık bir yıllık aranın ardından bugün Gökyüzü'nü Haziran 2015 sayısı ile tekrar yayına geçiriyoruz! Dergileri var eden, her bir sayfasına emek veren ekipleridir aslında; biz de harika bir ekiple birlikte çalışma fırsatı yakalayıp bülteni sıfırdan tasarlayarak yepyeni bir içerikle astronomiye, gökyüzüne meraklı daha fazla okura ulaşmak adına tekrar yola çıktık. Gökyüzü'nün geçmiş elli yedi sayısında birçok değerli kişinin emeğini ve deneyimini arkamıza alıp ulaşılabilir bilimsel içeriğinden taviz vermeden, çeşitli yenilikçi ve ufuk açıcı bir içerikle yola devam edeceğiz. Bültendeki yazıları ufak tefek çevirilerle destekleyerek büyük ölçüde özgün içerikle oluşturmayı planlıyoruz. Türkiye’deki yapılan akademik astronomi çalışmalarının yanında amatör astronomiye de yer ayırmayı istiyoruz. Kısacası bültenin ufkunu ve ulaştığı kesimi olabildiğince geniş tutmak için elimizden geleni yapıyor olacağız!

 

Bülteni PDF olarak indirmek için şu bağlantıyı kullanabilirsiniz: Gökyüzü Haziran 2015 Sayısı (12 MB)

 

Bülteni çevrim içi olarak okumak için aşağıdaki arayüzü kullanabilir, ya da doğrudan ISSUE üzerinden okuyabilirsiniz.

 

GökGünce okurlarından, Gökyüzü'nü yaygınlaştırmak adına, bültenin bağlantılarını çevreleri ve sosyal medya bağlantıları ile paylaşmalarını rica etsem çok şey istemiş olmam değil mi?

 

Gökyüzü'nüz açık olsun!

 

Paylaş!

 

Copyright © 2010 Gök Günce | Blogger Templates by Splashy Templates | Free PSD Design by Amuki